16.07.2009

10 TEMMUZ 2009, VECDİ ABİ GELDİ

Erzincan'lı Vecdi KÜÇÜKYILMAZ ziyaretime geldi. Vecdi abiyle yaklaşık iki senedir sanaldan tanışıp bol telefon görüşmemelerimiz olmuştu. Vecdi abinin gelişi süprüz sayılır, İstanbula gezmeye gelecekti. Fakat başka bir iş çıkınca, Eskişehir'e oradandan bana geldi, görüşmede erkene alındı. Geldigi gün çok yogundum yapılması gereken işler yapılıp ertesi günü Trakya ya gidecektik. Anlayacaganız buşluşma yemek ve arılık tam ne derler protokol gibi oldu. Protokele Dr. Muhteşem Turunç beyde dahildi, ne yapayım gene sakarlıgı üstündeydiki gidip münübüse arkadan çarptı ve gelemedi::))
Arkadan vurursan böyle olur birde suçlu çıkarsın. O kadar dedim abi sen bu günlerde araba kullanma diye, bana diyorki abi eskisi gibi degilim arabaları 200 metre uzaktan takip ediyorum ve kimseylede uğraşmıyorum, konuşma bu, olay ise far ve tampon dagılmış. Hayırlısı olsun ne diyeyim. Bir şey dedik mi suç miyim olur::))
Yemekten sonra acilen arılıktayız, hacıyada makineyi verdim çekim yapıyor. Vecdi abi dönüşte bir arkadaşına anaarı götürecekti kutularda yavru kapatan anaarı olmayınca kovanlardan topladık. Daha önce 30 civarı anaarı yolladım Erzincana 1 tanesinin kesildigi haberi geldi. Şu an kestirme şampiyonu Yalovalı::)))
Bir kaç tanede kutuda yavru kapatan vardı onları aldık.
Resmi geçit bitiyor::))
Arılıkta bir anı ve hatıra fotosu alındı.
Vecdi abi bu arada dagıt diye verdiğin hediyeler henüz bende. Giderken çantama koymamışım, Muhteşem abininki verilebilirdi, Trakyalı Şenol'da yanıma gelmedi. Hepsine el mi koysamki.

Vecdi abiyi hacı abiyle birlikte yolcu etmeye gittik. Kısa süren bir misafir gelip gitti. Yeniden daha uzun süre misafir etmek istiyoruz, kendisinede çok teşekür ediyorum.
Vecdi abi gittikten sonra arılıkta kutuların meme dagıtım merasimlerini yaptık, gece olmuştu hala tören devam ediyordu.
Ertesi günü ise Trakyadayız.
Trakyada işler o kadar ters gitmişki sormayın, hala kovanlarda ayçiçek balı yok, çiçekler nektar vermiyor birde afet olmuş.
Ayrıntılar bir sonraki yayınnda olacak. Çok ilginç gelişmelermi, olaylarmı, afetlermi görecegiz.

10.07.2009

KAYITLI HAYATAN KAYITSIZLIKLAR

5 Temmuz 2009 günü, bizim emlekçı Salih abilerin arılarını Trakyaya bırakıp geldim. Yolda bir genç elindeki gps cihazıyla ayarlar yapıp duruyordu. Yazılışı gps olsada insanla cipies diye okuyup konuşuyor. Elinizdeki harita ve yol bilgilerini sisteme tanıtırsanız, uydudan size yolu ve kavşakları daha gelmeden tarif ediyor. İlerde hayatımızın bir çok kesimine girecek, şu an avrupadaki araçların çogunda yol bilgisayarı diye bildigimiz alet işte. Araçtakilerin ismide vardıda pek ingilizce bilmiyorum ::))


Saatin kaç oldugunu, şu anda kaç km. leyle gittiginizi, bu hızla seçtiğiniz noktaya kaç saatte ulaşılacagını daha benim bilmedigim bir çok şeyi uydudan size tarif ediyor.
Gişelere giriyorduk birden şeritler çogaldı. İnsanlar neler yapıyor neler. Sonuçta her şey kayıttan geçiyor, bu bilgileri toplayıp bir yere kayderseniz o kayıtlarıda sisteme tanıtırsanız neler çıkıyor ortaya. İnsanı hayrete düşürüyor düşüncelere sevk ediyor.


Bunları insanlar yapıyor, ya bizi yaradanın kayıtları karşımıza çıktıgında halimiz nice olacak. İnsanlar takip edildiklerinde huzursuz oluyor, yada kamera gördüğünde kayıtta olabilir diye kırmızı ışıkta geçmemeye çalışıyor, kamera olmasa geçecek. Avrupalı kamera olmasada geçmiyor zaten, yurt dışında iki sefer kırmızıda geçeni yakalasalar pisikologa gönderiyorlarmış bu delimi diye. İnsanlar kameralardan ve kayıtlardan o kadar çekiniyor yani. Unuttukları şeyse yanlarında ölene kadar taşıdıkları kameramanlar. Allah doğumdan itibaren her kişiye iki melek tahsis edip ölene kadar yaptıklarının kaydını alıyor, hesap günü inşallah iyi filimlerimiz çıkar, izlerken yüzümüz kızarmaz. Yani kameralar yanımızda ve devamlı açık haberimiz olsun::)))
Bazı resimleri çekip yayınlayamadım, bazıları haber yapacak bir şey bulamaz, bendede haber ve magazin gani::))

Şile İmrenli köyünden bir arılık, İlhami abi beni Şileye götürdüğünde arılıklarına uğramıştım. Akşam yaklaşıyor gurbetteki arıcılar akşama yiyecekleri yemekleri pişiriyor. Bu gurubun bir kaç üyeside o gün Trakya ya arıları götürecekleri yerlere bakmaya gitmişlerdi. Dışardan aa ne güzel piknik ve doğayla başbaşa bunlar arıcılık degil tatil yapıyor denilsede, bu arıcılık gönül işi ve bu tüm zorluklar gönüllü olarak isteniyor. Kimisini bağlasan duramaz bu kadar arının içinde.

Arılık çok güzeldi ama sagımda heralde sorun çıktı, bal hasadı nektar tamamen kesildikten sonra yapılırsa çok aşırı dikkat etmeniz gerekiyor. Yoksa bir çok kovan yağma sonucu, yok olup gider. Çok kalabalık arılıklar bu yönden çok tehlike içerir.
Şile Korucuköydeki arılarımızı almaya gittiğimizde barajdan balıkla dönen birisini resimlemiştim. Bu baraja balığa gidilecek, işleri yoluna bir koyayım balık tayfası hazır beni bekliyor. İki senedir balıkğa filan gidemiyorum. Resimdeki balık 3-4 kilo arası. En son tuttugum balık biri 6 biri 8 kilo gelmişti dört yıl öncesi, sonrasında bir dahada tutamadık. Bir gudümsüzlük var her yer kurudu be. Genede ilerde torunlarım olursa anlatacagım balık hikayelerim var::)))

Anaarı kutu kontrollerinde karşıma çıkan bir erken doğum çıtırı. Bende anlamadım bu kadar niye erken fırladıki memeden çokmu sıkıldı anlamak mümkün degil. Çıtayı çektiğimde bu anaarı çıtadaydı hiç bir mudahalem olmadı. Anaarı işiyle ne kadar çok miktarda çalışılırsa degişik sorunlarıda daha çok görme şansımız oluyor. Şu an 200 civarlarında anaarı kapasitesiyle çalışmaya geçtim. Gelecek yıl bu sayıyı katlamayı düşünüyorum. Gittikçe pratiklerimizde gelişiyor. Bu işinde kendisine göre zorlukları var anaarıyı yavru kapattıgını görüp , boyayıp ve kanadını kesip kafese almadıktan sonra, benim bu kutuda hazır anaarım var deme lüksünüz yok, her an her şey olabiliyor. Kaç tane hazır anaarıyı elimden kaçırdım, uçup gidiyor be arkasına bakmadan, şimdi ilk işim yumurta atmışsa kanadın üçte birisini kesiyorum , sonrada yeşil noktasını vuruyorum. Kutuyu terk veya oğul verecekse kutudan 30 cm ileriye gitme şansı kalmıyor, bunlar hep deneyimle çıkıyor işte. Deneme yanılma yöntemleriyle bir sürü çözümler üretmeye devam.
Belkide bu çıtırı erken doğuma ikna etti, memede bu kadar taciz olurmu ya.::)))
Son günlerde en büyük sıkıntı anaarılara erkek attıramamam. Erkek gözlü petekleri kesip çıtaya yapıştırıyorum, devamıda erkek gözü olsun diye. Hain işçi arılar kendi gözlerinden örmeye başlıyorlar. Buda beni sinir ediyor, bu mevsimde erkek arı üretmek çok zor. Çare olarak önerilenler ise bazı kovanları anasız bırakıp yalancıya kaçırmak.Buda bence kaliteli erkek üretimi sağlamaz. Bu günlerde Almanyadan gelen F1 lerden birisi erkek atmaya başladı, bir çıtayı fullese süper olacak en az 5 bin erkek demek ilersi için. Sırf bu erkek arılar için 40 civarı kovanı anaarı üretimi yaptıgım yerde bıraktım, kızlar evde kalmasın diye::)))
Bende bakıyorum işçi gözü örenleri kesip yeniden veriyorum kovanlara. Bir tarafta invert şurup çıta üstüne kek vermeme ragmen arılar bana diyorlarki, gaz verme erkek yapmayacaz. Ama petek örüyorlar. Erkek üreten kovanlara özel teşvik var haberiniz olsun diye fısıldıyorum.
Anaarı memeleri besletilecek kovanları kesilikle bir kaç gün önceden anasız bırakmalıyızki sulu sitem için arı sütü alabilelim. Birde bir kaç gün anasız kalan kovan, yapmış oldugu memeleri bozdugunuzda çok zor duruma düşüyor, sizin verdiğiniz memelere ise askerden gelmiş gibi sarılacaktır::))
Hala bunu çözemeyenler var hayret.

Yumrutalar çatladıgında kovanda genç işçi çoksa larvalar böyle süt içinde kalıyor. Bunlar karniyol safların yumurta ve larvaları. Verdiğim arılar gençti, birde bir çıtadan genç işçi çıkınca her taraf süt içinde kalıyor. Bu tamamen gençlerden kaynaklanan bir şey. Ananarı memesi beslenirkende aynı durum söz konusu. Ne kadar genç işçi arı o kadar arı sütü.
Hacıda işleri bayagı kavradı, bazen şu bilgilerim 10 sene önce bende olsaydı, birde yanımda hacı, oh be diyecemde geriye gitme şansımız yok.
Böyle sütlü larvalar varsa zaten sulu aşılamayada gerek yok. İri larvalardan birisine bir dalıyorum, larvayı at, sütü memeye bırak, üstünede minik bir larva koy, al sana sulu aşılama::)))
2006 model saf kafkas, ne yaparsam yapayım bu günlerde bir çıta dışına çıkmıyor. 30 anaarı şiparişi vardı, 20 tanesi karniyol 10 tanesi de kafkas olsun diye. Bu kovanda nufus sorunu oldugundan olasa gerek 11 tranfer yaptım 7 tane tuttu. Kovanda sütlü larva bulmakta zor, bu arının larvası alınacaksa yumurtaları başka kovanda çatlatılmalı.Birde kafkası üretmek istemiyorum kutuların düzeni bozuluyor. Anaarı ilk turunda çok anaarı kaybettim, Bunun nedeni ise feromen kokusu, anaarı çıkıyor eşleşiyor yavru atıyor, bende notlarıma yazıyorum yumurta var. Yavru kapatmıştır diye açtıgımda meme kapatmış oluyor. Şu an kutuların arısı tamamen karniyollaştı, bu sistemi bozarsam kendime çok zarar veririm, bir kere söz verdim. Bundan sonra kafkas üretimi olmayacak.
metro kovanların biriside son italyan melezi anaarım. Bu arıda aynı karniyol gibi yumurta atıyor. Bir kasç sefer oğula meyletti. Yavrulu çıtalarını bir kaç kez kutulara dagıtınca, kup kuru çıtalara geri döndü. Artık ogul vermeye egilimi nektarın bitmesiylede sona erdi. Bu belkide bana geldikten sonraki F5-6 olabilir. Kayıtlar tutuldugunda elinizdeki arılar bile ne kadar melezleştiğini hayretle izliyorsunuz. Muğla arısı deniyor, Muğla diye bir ırk zaten yok.Fakat o bölgenin arısına bu ad verilmiş. Aşırı melez bir arı. Her sene 500-600 bin kovanın giriş çıkış yaptıgı bölge ve mütiş bir melezleşme. Geçen sene Muğladan bir arı aldım kaptanlara, kedime arıyı vermeden bir çıta aldım anaarı üreteyim diye. O sene bahsedilen çıtadan ürettiğim anaarı F4 de kadar çıktı. Bu arının Muğla'lıgı nerede kaldıki. Bu olay herkeste aynı. İtalyan arısının suyunun suyundanda acayip sarı renkli erkeler çıkmaya devam ediyor.
Son demlerini yaşıyor italyan melezi, bu metroyada karniyol verilecek. Bu metro kovan işini ilk tasarladıgımda elimdeki karniyol melezlerinin sayısı az oldugundan Muhteşem abinin kutulardaki karniyollara göz dikmiştim. Çok hızlı gelişen arılar lazımdı. İtalyan arısıda hızlı bir arıdır. Bu arınında günlük attıgı yumurta 2000.
Kendi tasarladığım anaarı kutularında şu ana kadar olumsuzluk yok gibi. Besleme işinide kutuda yapmak zor. Bunada çözüm metro kovanlarında çıtalara yükleme yapıldıktan sonra hazır ballı çıta verilen kutu gözlerde hiç besin sorunu kalmıyor.
Kontrollerimizde komik durumlar oluyor, hacı devamlı kutulara geldiginde körük sıkıyor. Bende diyorumki kovanlar saldırıya geçtiğinde sıkmıyorsunda bir avuç arıları niye dumana boguyorsunki. Zaten saldırmıyor, korku belasına zırhınıda giyinip beni sinir ediyor. Beni maskesiz kokmuyorlar onu maskeliyken bile sokuyorlar::))
Duruşu hoşuma gitti, dedim aman kıpırdama ::))
hemen kaskatı kesidi be, ondan resim böyle yamuk çıkmış.::))
Tabi bir sürüde fıkra ve hikayeler anlatılıryor.
Seyitan abinin tipine baktıgınızda tam arıcı tipi var, başka bir şey anlaşılmıyor zaten.
Geçenlerde Tuncay Hadise bana meil atmıştı. Ali abi arılarım köyün içinde bakım yaptığımda köyü komple taciz ediyorum diye::))
Sanki çare benim, bana diyorduki bir tane damızlık anarı gönder cinsi degiştirecegim. Bende duruma bir baktım, dedimki buna iki anaarı kaptırayım gitsin. Adresini alıp, anaarıları yolladım. Şimdi bir tane yollayacan kestirir mestirir ortada kalmasın istedim. Anaları teslim aldıktan sonra tutturdu para verecem diye, yav ne parası bizdensin dedim başımıza bela aldık. Bu seferde ille adresini ver. Adersi verdik, bir kaç gün sonra bir paket geldi, yemedende duramıyorum, her tarafımdan mis gibi çemen kokusu fışkırıyor, çemen, pastırma ve sucuklara bakın. Yaz günü çekilecek gibi degil. Keşke diyorum anaların parasınımı alsaydım?
Tuncay anaarı lazımsa söyle nasılsa aderside biliyorsun::))
Bu sırada 5 gün izine çıktım 9 günlük bir zamanımız var. Arı nakilleri ve bal sagımları beni acayip geriyor. Bu sıralar gene bayagı bir gerginim.Cumartesi gününden itibaren Trakyada bal sağımına giriyoruz. Cuma gününden sonra 4-5 gün anaarı işlerini yapamayacagız. Onun içindirki kutulara ne yapılacaksa hepsini yapmaya çalışıyorum. 100 civarı yeni gelenlerden yapılan aşılamada tutan memeler dagıtılmaya başlandı, şiparişlerin hepsini karşılamak imkansız. Hazır anaların hepsi dün gidecekleri yerlere gönderildi. Bu sene çok yogun geçti, günler, haftyalar aylar hatta mevsimler ne zaman bitti anlayamadım. Çok çalışmam gerekli çok. Bu gün mesayi bitimi izindeyim.Cumartesi sabah Trakyadayız.
Herşeyiniz kayıtlı haberiniz olsun, kameralar açık.
Sobeeee::)))))))))

05.07.2009

YOGUN BİR HAFTA; VE SONU

Son haftalar oldukça yogun geçiyor, nakiller ve yolculuklar insanların modellerine göre etki bırakır bünyelerinde. Nakilleri biririp anaarı işlerine daha çok zaman ayırıyorum. Şiparişleri elimizden geldigince yetiştirip bankalanlarıda sırada bekleyenlere servis yapıyoruz. Bunlardan biriside Kahraman Maraşlı Mehmet Ali Küçük. Anaarılar toplarken telefon etti dedim elinde yedek ne kadar kalır bilmiyorum yarın ara. Ertesi gün telefon çalıyor yedekte anaarı varmı, 12 tane dedim tamam dedi nasıl yapacaz kargoya vereyimmi yok benim oğlan Üsküdarda birazdan gelir, aradan iki saat geçmeden Yasin belediyeye dayanmış. Bende çarşıdayım gelecegim dedim bekle, o sırada Pınarhisar'dan bir ekip misafirlik için telefon etti sizde bekleyin geliyorum. Hemen gidip 10 +1 anaarı alıp buluştuk bu sırada öğlen yemek vaktindeyiz. Resmin solundaki anaarıları alıp akşama babasına yollayacak olan kişi Yasin. Pınarhisar'da yanımızda bu arada.
K.Maraşa gidecek anaarıları inceliyorlar. Bu esnada bir misafirde Ali osman abi getirmiş Rizeli Dursun Kantar.İstanbul Çavuşbaşın'da beko bayisi ve arıcılık yapmaktaymış. Dursun dayıda analara sulandı arılıga geçince 3 tanede ona verdim.
Ayaktaki zat ise belediye personelimiz Sinan abi, emekli olunca arıcılık yapacakmış şimdilik forum ve arıcılık bloklarından çıkmıyor akşama kadar kendisini egitiyor. Bu arada plaçkacı Gürkan anaarı kafeslerine bakarken içi gidiyor yüz ifadesine bir bakın. Hemen şefime gidip dedim misafirlerim var bana 1 saat izin.
Hazır Aliosman abi gelmiş hemen evdeki safın bir çıtasını alarak arılıga gittik.
Trakyalı Şenola bu sene iki adet yumurtalı ve larvalı çıta gönderdim. Bir türlü istenilen başarıyı yakalayamadık. Bu sefer arılı koca sandık yolladım yumurtalara zeval gelmesin diye. Petegi kagıt havluyla sarıp, birazda suladıktan sonra poşetledim. Arılıkta bir buçuk çıta arı silkelediğim bir kutuya ballı polenli çıta vererek yola hazır ettim.
Arılıga yaptıgımız baskına hacı acayip sevindi. Dursun amcanın anaarıları kutulardan toplarken çayda demlenmiş. Bir anaarıda Aliosman abiye hediye verdim bana taa çavuşbaşından müşteri getirmiş.::))
Trakyalıyada kafam bozulmaya başladı, halen kendisi sağ merak etmeyin yaşıyor yani. Başımın belaları bir degil iki degilki. Zaten çıta sıkıntısı var, bu giden koca sandıkla çıta kaybım 5 adet oldu. Birde sandık kaybı, cabası. Doktorada karniyol anarı verecem derken kovanlarım uçuyor yeni farkettim bunu. Neyse inşallah gerekli tranferleri yapar Şenol kardeşimdekarniyol F 1 lerine kavuşur.
Cumartesi günü öğleden sonrayı Dudulluya ayırdım. Zafer abiyle radevulaştık. Cumartesi günü saat 3 ten sonra eski adı Sultançiftliği yeni adı Taşdelende işimiz var. Birde Zafer abim bana 5 anaarı getir dedi. Hacıya dedim 5 kafese kek bas, anaarı toplayacaz. Bir telefondaha geldi ilginç bir diyaloktan sonra anlaştık. Telefodaki kişi cep telefonumu istiyor::))
Abi dedim zaten şu an benle cepten konuşuyorsun. 1 Adet anaarı istiyor, bana nasıl yollarsın, bir adet olursa kimseye yollamıyorum gel al dedim geleyim dedi. Sen neredesin karşıdayım o zaman sende Dudulluya gel. Tamam dedi ben işim bitince İstanbula geldim. Yeni arıcıymış, adı ise Cengiz Türkyılmaz, bu kardeşimizinde asıl iş tornacılık, tanışıp çay kave içiyoruz. Derken Zafer abi ben geldim ters taraftayım hemen gel dedi çıkıp yeni arkadaşlada vedalaşıp işlerimize bakıyoruz. Zafer abi biraz dagınıktı dedim abi hayırdır, dediki bir haftadır karşıdayım bu gün eve geldim sanada söz verdim. Evin kapıyı açanmadık camı kırıp içeri girdim hırsız girip bir şeyler aramış zaten yokki aradıgı dedi. Sadece iki pantolon içinde girmemiştir sanırım.
Bu sene benim için en önemli işlerden birisi olan suni dölleme derdindeyim. Zafer abinin arkadaşı Nazmi abi. Biraz konuştuk dediki ben çılgın bir tornacıyım. Ne güzel bana zaten çılgınlar lazım::))
Bende çılgın bir arıcıyım işte.
Nazmi abi anladığım kadarıyla kafasına koydugunu yapabilen birisi, bu tür kişileri acayip severim. Hedefe kitlendilermi sonuna kadar giderler ve hiç bir zorluk bu tür kişileri yolundan çeviremez.
Biraz işleriyle alakalı bilgi aldım, şu an ülkemizde yaptıgı işi yapan yok. Evet eskiden yaptıgı işi dışardan ital ediyorlarmıştı. Şimdi askeriye ve gemi sanayileri Nazmi abiden alıyorlarmış bahsedilen aleti. Alet ise cam. Gemilerde kaptanın dışarıya baktıgı cam, daire bir şey, 3600 devirde dönüyor, yağmurda karda buzda tozda görüşü kapanmayan pencere diyeyim adını unuttum.
Bir zamanlar kafasına koymuş ben bunu yaparım diye ve yapmış, ne güzel.
Nazmi abiye istedigim şeyleri yazılı ve sözlü ayrıca resimli ve filimli anlattım ayrıca bazı linklerde atacagım kendisine. Bir görebilme şansım varmı diyor bir görse, fakat aleti görebilme şansımız yok. Sadece resim ve filimlerinden sonuca gidilmesi lazım. inşallah yakında bu alet bitecek, belkide neden olmasın seri üretimi yapılamazmı.? Sonuçta zor bir şey degil mekanik bir alet. Yapanlar nasıl yapmışsa bizde yaparız.
Anlatmak istediklerimi Nazmi abiye sanırım anlattım. Çizimler yaptık, bana bazı aparatlar gösterdi bu aparat çok işimize yarayabilir dedim abi dişleri ince olmalı, onlar kolay diyor. Çok yakında kromdan bir aletimiz olacak. Bende tekrar gidip bu sefer mikroskopuda götürecegim ki çalışılacak alanlarda sorun çıkmasın sonradan. Kafamızdaki şablon oluşsun üzerine başka şeylerde yükleme imkanımız olur inşallah.
Konuşmaalarımızın en can alıcı noktası şuydu. Nazmi abi bu işi yaptın benden ne ücret istiyorsun, borcum ne olacak. Bana dediki kullandığım malzemenin parasını alırım, gerisi sana kalmış, bunun içinde malzeme parasından başka hiç bir şey vermeme hakkında var dedi. Madem hizmet edeceksin işin görülsün demezmi. Dedimya biz kimseden bir şey sakınmıyoruz, Allahta bize kendimiz gibi birisini denk getirdi.
Tornacıdan ayrılıp Asım Kadıoğlu abimizin arılıgındaki Zafer abinin kovanları alacagız. Etrafı biraz dolaştım yabani kiraz ve dud bulabildim yemek için. Ayrıca bir avuçta yabani kiraz keçirdegi topladım, Mustafa Kabaoğlu abimizin arılıgı ağaç ekmeye çok musait. Nedense hiç meyve agacı yok, söğüt agacıda yenmiyorki. Çok yakında fidan işlerine bakılacak yeni arılığımızın. Her şeye çekirdekten başlamalı işte.
Buradada işlerimizi hallettik daha iş bitermi? bitmez.
Bu işleri yaparken bir gün öncesi Salih abiler aradı, diyorlarki sizin oraya arı koyabilirmiyiz.::))
Bismillahirrahmanirahim dedim.
Sonrada Mustafa hocamı aradım. dedim hocam böyle böyle durum var. Ali'cim söyle getirsinler::))
Bencede getirsinlar abi çalıştıracak, pardon egitecek eleman arıyoruz. Adamlar hem arıcılık yapıyor hem her sene bunlara bal satmaktan bıktım.::))
Arıları getirebilirsiniz dedim dememle bu akşama getiriyoruz demezlermi. İyi olur nasılsa Dudulludayım o zaman geri dönmemede gerek yok beni yoldan alın. Benim işim bitince Çekmeköy'e geçtim buralarda acayip gelişmiş yaklaşık 10 sene önceleri Çekmeköy'e halı ve aksesuvar satmaya giderdim haftada bir gün.
Salih abi,Kemal abi ve kardeşi Aziz arıları yüklerken acayip filimler olmuş. Kovanın birisi devrilip takla atmış.::))
Kovan bir yere kat bir yere, tabiki bu durumlarda arı çogalır.
Çoğalan arı ise nerenizi bulursa hemen öper.
Salih abininde en çok tepesini öpmüşler, hemde maskenin üstünden. En son çözümse güzel, maskeyle gür saçınız arasına buruşuk poşet korsanız arı iğnesi yetişemiyormuş.
Sonuç dagılan kovanıda toparlamışlar ve onuda arabaya atmışlar.
Arı öpmeleri neticesinde İstanbula doğru hareket etmesi beklenen araba Sakarya yönüne gitmiş belli bir süre. Kemal abi soruyor, arı sokması geçici hafıza kayıpları yaparmı diye. dedim kemal abi daha oraya kadar gelemedim. Arabaya dördümüz sığmayınca Kemal abiyi arkaya aldık, kendisini arı az sokuyormuş. Kemal abi ilginç birisi, ne kadar parası varsa espiriye yatırmış, başka işi yok.::))
Gece saat 2 gibi arıları indirdik. Biraz bekleyip kovanlar açıldı.
Gece çay demledik sonrasında herkes iki saatligine bir yattıki 4 saattebile kalkılamadı.
Kalktıktan sonra bir dolaştım, arkada görülen ayçiçek 600 dönüm. Geç ekildigi için daha açmamış. Biz saat 7:30 da arılıktan ayrıldık. Bizden Sonra Murat Çakır ve Mustafa hoca yolda geliyoruz diye telefon ettiler ama biz o saatte Çatalca'da kavaltı yapıyorduk. Arılıga varip bir çay ve kontrol derken bir yagmur başlamış tam 40 dakika. Açmamış ayçiçeklere ilaç gibi geldi birde bana göre açmasını geciktirdi. Bir meyve olsun sebze olsun su verildeikçe olgunlaşması geçikir bilmem yanılıyormuyum.
Anlatıldıgına göre her taraf sel içinde kalmış, inşallah hayırlı olur.
Bir hafta önceden bu açıdan bir alt haberde olması lazım bir resim vardı. Karşıde tek tük ayçiçek açıktı şimdi sapsarı olmuşlar.
Bir kovanın muslugunu yakından çektim, girişin sarardıgı görülüyor. Ayrıca bende sonra Mustafa hocamla Murat kovanları kontrol etmişler arı petek örüyor dedi. Demekki arılar yerine alıştı balda geliyorki petek işi başladı.
Arılıktan ayrıldık yolda Kemal abinin kardeşi her tarafım şişti ama arıcılık benim işim bu işi seviyorum diyordu. Bencede sev, nerde bulacaksınki bu kadar macara ve deliyi. Bu konuda Mustafa Kabaoğlu abimizin güzel tespitleri var. Ara ara paylaşırız, bunlardan biriside arıcılık akıllı adam işi degildir lafıdır.::)))
Çatalca'dayız göl kenarında antikkent restorantta kavaltı yapacaz.
Bu restoranın bir tarafı göl. Açık büfemi ne işte ne kadar yersen ye, dünya çeşit var.
Kavaltı bitti, ama herkes gece uyusada yorgun gözüyüyor.
Modellerimiz her geçen gün habire düşüyor. Kavaltının Tam ortasında Salih abi keşke Muhteşem abide olsaydı birlikte kahvaltı yapsaydık dedi. Salih abiye dedimki ona kavaltıyı yasakladım, eskiden yedi yedi daha yeni kendisine geldi, artık yemesi sakıncalı. Derken aradık bayagı bir gülüşüp sohbet ettik. Muhteşem abide buraya kadar gelip nasıl gidersin keşke kavaltıyı burada yapsaydık dedi. Alacagımız olsun oradada yaparız yeterki sen vaat et bizde alacaklı olalım. Bizden kaçmaz.
Karnımızda doyduya eğlence arıyoruz. Salih abi yolda gece anlatıyordu abartısız Ali abi 50 iğne yemişimdir diye. Benim için kaç yediğiyin önemi yok, canı yanan sensin ben degil. Kafadan gür saçın içinden bir makro görüntü alıyorum harbiden bir sürü iğne izi var, saçlar parladığından çoguda gözükmüyor.
Masadan kalkmadan bir güzel resim daha yakalıyorum, görüntü şahane.
Salih abiler beni Esenler otogara bırakıyor, Gebzekopla saat 12 gibi eve ulaşıyorum. Gebze'yede acayip yagmur yağmış her taraftan sular akıyor, ben eve çıkarken gene yağmaya başlamıştı. Bir yattım, saat 4 olmuştu uyandığım sırada Muhteşem abi aradı sesim acayip yat yat dedi ama dedimki kalkıp arılıga gidilecek. Biraz sohbet ettik. Hala gidecegim her tarafım hoşaf olmuş. Zaten hacıda bu sıra düğünlere kaçıp duruyor.
Resimlere tarih atarken iki gün ileri gitmişim hayırlısı olsun.

02.07.2009

KARNİYOL DAMIZLIK SAF ANAARILAR 5 X 5 OLDU

Karniyol suni döllenmiş damızlık anaarılarımda sıkıntı yok inşallah. Beşte beş kabul gördüler çok şükür.1 temmuz 2009 itibari ile hepsin de yumurta attı. ilk üç hafta çok önemli, kendi işçilerini çıkarana kadar başka ırklar karniyol anaarıyı kesebiliyor, sanırım feromen sorunu var. Ben damızlık karniyol arılarımı zaten Almanya'dan geçen sene gelmiş F1 işçilerine vermiştim, sadece birisi başka ırk arıya kabul ettirildi. Önümüzdeki üç hafta kontrölde tutmak gerekiyor, kafası bozulup anaarıyı kesmeye kalkabiliyorlar. Bu iş bize çok tecrübeler kazandırmış, tecrübede durup dururken kazanılan bir şey degil bize giren kazıklar da denebilir.::))
29 Haziran akşamı Gebze sıgırlık mevkisinden arılarımızı yüklemeye gittik. Olacak işte bir aydır doğru dürüst damla düşmüyordu, gene Gebze'yede yağmamış zaten. Ben arıları hazırlamaya başladım, bir rüzgar bir şimşek derken yagmaya başladı. Hacı ve benden başkada kimse yok, yükleyip bağlayıncaya kadar acayip ıslandık. Yola çıktık kalorifer sonuna kadar açık donuyoruz, yaz günü olcak gibi degil ama oldu. Mollafenari köyünden geçiyorum, elimde termos kaveye girdim çay alacagım, kaveci bize kadar çay var diyor. Manyakmı ne, sana kadarsa sen ver bir daha demle, dedim.Manyakmı bölümünü içimden sessizce tabiki. Yolda ilaç gibi gitti. Kasisin birisinde ağzımı haşladım ama olsun.
Gece saat 2 gibi arılıktaydık Trakyada. Mustafa abi bizden önce gidip bekleyecekti bize yardım etmek için, arılıga girdigimizde uyanıp bizi karşıladı. Arıları indirecegimiz sıradada biri geldi, dedim kimbu, oda bana soruyor bu saatte burada ne arıyorsun diye elinde tüfek. Musta abi dedi onlar bizden::))
Üç beş götürecek bizi be gece gece.
Saat 2,30 gibi çay ve yemek faslı vardı, peşinden yattık.
Sabah bir dolaştım hiç bir arı kovanında olumsuzluk yoktu. arılıgı fulledik, artık sağımı bekliyoruz. İlk gittiğimizdede Murat Çakır'ın bir kovanı gelişmiyor dedi, birde karniyol F1 üretebiliriz deyince anasını sıkıp atmıştık.
Yanımda iki safın yumurtalı ve larvalı çıtasını bir anasız kovanda götürmüştüm. Hemen sabah sabah larva transferlerini yapıp arılıktan ayrılacagız. Bendeki janter ekipmanları kendime ancak yetiyor, Trakyaya giderken sadece nikot denilen çanaklardan 20 tane yanıma aldım. Çıtayada tahta parçaları kesip mumla yapıştırdım. 10 adet muratın kovana, 10 adette benim kovana Mustafa abi için larva tranferi yaptım. İkiside degişik analardan.
Mustafa abi acayip güldürdü, demezmi bize sıradan arıdan larva tranferi yapmayasın diye. Yav bu millet bi acayip, zorla kaşınıyorlar benide yoldan çıkaracaklar. İyi bir kılıç bulup ondan tranfer yapmak lazım::))
Yesin her tarafınıda aklı başına gelsin.
Bu esnada larva transferi yaparken iyice dağılmışım, kimse dükkanı filan kapa demiyor::))
Tarihli resimleri Mustafa abi çekti, bizim hacı ben resim çekmem diye tuturunca. Torunu olsa çekmesini biliyor, bundan sonra elini makinaya bir uzatsın bakalım. Zaten makinada eli kulagında.Geçenlerde kilitlendi ön panelini söküp, evdeki makina yagıyla yağladım çalışmaya başladı ara sıra gene tutukluk yapıyor. Üç senedir devamlı üzerimde ve çok hor kullanıldı.
Larvaların birisini balkondaki 62 nolu karniyoldan götürmüştüm. Minik çıtayı normal çıtaya çaktım. Larvalar süt içinde kalmışlardı. Bu aradada Trakyalı Şenol'a haberde veremedik taze yumurta ve larva var diye, çünkü arılıkta telefon çekmiyor.
Gündüz saat 10 gibi arılıktan ayrıldık, Mustafa Kabaoğlu hocamızın okulda işleri vardı, kendisi okul müdürü ve kayıtlar başlamış. Gelip gidenlerin basısı laf anlamayıp kendisini çileden çıkarıyordu::))
Resmin ilersinde ise açmaya başlamış ayçiçekler gözükmekte.
Mustafa abinin odasında biraz dinlenip, öğlen yemeklerinide yedikten sonra biz esenlere otogardanda Gebze'ye geldik.
İlk defa böyle bir anaarı memesiyle karşılaştım.::)))
Benim italyan melezi erkeklerden birisi, anaarı memesinden çıkacak manitayı beklemekteydi. Belindede varroası var.
Bu erkek arının ne düşündügünü bilemiyorum ama kesin iyi şeyler düşünüyordur.
Salı günü niyetimiz anaarıları kutulardan toplamaktı ama haşat oluyorsun, kendine gelmende öyle basit olmuyor. Kim ne derse desin model gittikçe düşüyor, yanım belin derken kendini doktorların elinde rektefiyede buluyorsun, yarabbi beni doktorların eline düşürme, amin.
Bu akşam paydostan sonra kutulara giriştim, yarısına bile ulaşamadan akşam oldu, gidecek olanları eve getirdim, bekleyecek olanları banka kovana verdim.
Yarında hem anarı toplanacak, hem transferler var, bu aradada 3 göz açlıktan terk etmiş, depoda kek ve invert şurup dururken bunların olması üzücü. Artık işimiz sadece anaarılar, ilk etapta 4 metroda yogun yükleme yapıp her göze bir çıta ful bal koyacagım. Daha önce bazı gözlere yaptım hiç sorun çıkmıyor o şekilde.
Yavru kapatan anaları toplamak çok zevkli bir iş, bu arada kutuların haricindede arılıkta bulunan dördü metro kovanların biriside italyan diger, 36 kovanda anaarı üretimine dahil oldular. Hepsi karniyol melezi, birde kafkas anaarısı var,acil anaarı lazım oldumu kovanlardanda anaarı almaya başladım. Hacının keyfine diyecek yok, yarın ilk işi kutulardaki arılara kek dagıtmakmış, terkleri görünce dediki bunlar benim hatam, yok abi dedim senle alakası yok, bunlar yokluktan olmuş yokluktan::))))
Hacının içi gitti, fazlada üstüne gitmedim.

28.06.2009

TRAKYA'DAYIZ

27 Haziran öğlen civari İlhami abiyle Gebze den Şile bölgesine geçtik, Gebze ve Şile birbirine sınır fakat acayip ulaşım sorunu var. Sağ olsun beni olmam gereken yere bıraktı, ayrılırken bir anı fotosu aldım. İlhami abileri arılıktata güzel görüntüler var onu sonra paylaşayım.Acayip yorgunum. Resimdekiler Mustafa Kabaoğlu hocamız, İlhami Uyar ve büyük şef Murat Çakır.
Şile korucu köydeki arılarımızı akşam yükledik ve istikamet Trakya. Tam iş bitecek bir ara Murat Baloğlu yanıma gelip Ali benim çocuklar kestane balını yiyemiyor bana bir teneke ayçiçek balı ayarla dedi. Ne güzel benim müşterilerimde arıcılar işte::))
Tabi sonradanda jeton düştü, kardeşim at bir kaç kovan yiyecek balın çıksın dedim. Hemen üç tane tek kat kovan ayarlatyıp arabaya attık. Ben hep böyleyim işte, elimizdeki müşteriyi kendi elimizle kaçırıyoruz. Geçenlerde araba ayarlasam Muhteşem abide kestaneye arı ayarlamıştı, bir araba bulamadım, sonradanda dedimki yav bırak o arıcılıgını yapsın kestane balınıda doktoruma ben satayım::))
Muhteşem abiye dedim kırıldı gülmekten.
Gece saat 1:30 arıları indirmişiz Mustafa abinin yigeni biz arıları indirirken çayı ve sofrayı hazırlamış. Arılık güzel teknolojik tüm imkanlar var.Gece şu aydınlıga bakın. Canımız veya benim canım o kadar çok şey istiyorki, açım yemeye derman yok bir yerden yiyeyim bir yerdende uyuyup dinleneyim diyorsun hepsi birden zor.
Herkes bir an önce bişiler atıştırıp bir köşeye çekilp uyumaya başladı.
Bu çiçege pek arı konmaz, sabah açar öğleye doğru kapanan bir çiçek bu. Bu sabah gezerken baktım nektar alıyordu. Bu arada ayçiçekler açmaya başlamışlar. Gündüz bal sagımı arıların örtü bezleri kat mat ayarı derken, akşam yaklaşıyor. Bende foto pişindeyim.
Arılıgın üstten tamamını alan bir foto yok, makinaya sıgmıyor. Yandan tamamı burada.
Ben resim çekerken arılıktan ayrılma hazırlıkları devam ediyordu, her tarafta dünya iş ve torparlanması gereken bir sürü şey.
En güzel resim böyle iki parçalı olanıydı. Arılıgın bitişigindeki 600 dönümlük yeni ekilen ayçiçek ise bana göre en büyük piyangoydu.
Ben Gebzedeki arılarımı henüz götürmedim. Mustafa abinin kamyonu alarak, benim elamanada bir uğradım. Geçen sene bal sagımından arazi olmak için üç sefer bal kabı almaya gitmişti. Bu sene bir yere kaçamayacak, tenelerinide aldım ve teslim ettim. Bu şekilde durarak bacaklardaki yedek damarın alındıgı yerleri gizlemeye çalışıyor. Sevndirici bir haberim var Muhteşem abi daha doğdugundan beri ağzına sıgara koymamış. 9 haziran 2009 da doğmuş kendisi. İnşallah hayırlısıyla kurtulmuş be görünce bir baktım bu adam rektefiye olduktan sonra 10 yaş gençleşmiş gibi geldi.
Zavallım bu sene tatilede gidemeyecekmiş, çünkü denize girmesi yasak::))
Geçen sene kumsala yatıp gelmeyi çok istiyorum, ne yapayım ortak bırakmıyor diyordu::)))

Bunlarda oğullarıymış, hastalanmasaydım diyoru, üç kovanı bir kovan yapacakmıştı, yaparsın::)))

Yarın akşama tekrar Trakyada'yım kısmetse kalan arılarımıda götürecegim. Haber aslında çok detaylıda kısa kestim bu kadar yeter.