4.10.2011

ARICILIK VE SONBAHAR


Arıcılık ve son bahar.


Arıcılıkta son bahar artık temponun düştüğü, sezonun yavaş yavaş bittiğinin adıdır.


İşlerim gereği Yusuf Şimşak'gı ziyaret etmem gerekiyordu. Bunu duyan Zaim abi babam Yusuf'ların ilerisindeki köyden dedi::)) Babamıda alıp bende geleyim, tamam dedim ama ertesi gün hacı amca benim dizim ağrıyor gelemem demiş. Bizde İlhami abiye haber verip 3 kişi gittik.

İşleri bitirdiniz ise artık gezebilirsiniz anlamı çıkar. Nede olsa hobi arıcısıyım::))







İstanbul'dan başlayalım bari diyoruz gezilere. Çoktan beri bu bahçe kafamda geçtiğimiz sene sıfır çekmiştim. Bu sene bari aynı duruma düşmeden meyvelere çok şükür yetişmişim.




Aç karna olmaz filan dense de meyveleri bir ziyaret ettim. Hünnap süper olmuşlar.







Hindilerin senfonisi, kabarıp durdular, havanız kime erkekler.




Bahçenin maşallahı var, sanki Nuh'un gemisi. Ağaçlar yere yatıp tavuklara incir ikram ediyor.




Ağacın maşallahı var, o kadar yedik, zulaladım, hala dop doluydu maşallah, doktorum görmesin. İnşallah seneye de nasip olur, bu senelik yeter.




Kangal köpeği.Bu resmi İlhami abim çekmiş. Bir ara köpekten korkma takliti yapmıştım herkes yemiş.



Ben geçmişte koyunda gütmüştüm. Güzel köpeklerimiz vardı. Çobanın en değerli şeyi köpeğidir, hiç bir zaman köpeğine paha biçemez. Ama köpek olmalı, itle köpeği karıştırmamak gerekli.



İt iyiye de kötüye de havlar işi budur, adı üstünde, it. İtler hep dört ayaklı olmaz. Ata sözünde belirtildiği gibi it ürür, kervan yürürmüş. İt dün ürerdi, bugün gene ürüyor, yarın gene ürecek, başka işi yoktur, yalaka itlerin...



Köpek ise hiç boşa havlamaz, havlamış ise mutlaka bir şey vardır.



Kangal köpekleri ise dünyaca ünlü, sürüyü kendi başlarına güdenleri bile vardır.



Meyve faslı bitiyor, ızgaralar hazır deniliyor.




Yav kim yiyecek bu kadar eti. Kalabalık olduğumuz için yer sofrası yapılıyor iki yere. Aslında bu iş biraz baskın gibi olmuş, çünkü gittiğimizde Asım abide Yusuf'taydı, demekki çalışacaklardı, biz çalışmalarına takoz koyduk:)




Dr.Muhteşem abim olmayınca boğazımdan yemek bile geçmedi. Yutkunup durduk, ah be abim neredesin.








Hünnap ve altın çilek.




Bu resmi evde çekmiştim. Buraya karışmış::))




Bu esnada Yusuf'a gitmeden başka bir yeri daha ziyaret etmiştim. Orada ise altın çilek yetiştiren vardı. Onlardan da vermişlerdi bunları yürütmedim::))







Bir ara bir baktım Yusuf elinde kavanoz meşur bal kazanına bal doldurmaya gitti. Bal bekleyenler varmış.




Yusuf'un kızı bağırdı arkasından, babaa, bunları da doldur sabahtan beri bal bekliyorlar diye. Burada işler tıkırında, şuraya bakın, bal müşterisine bu kadar eziyet edilirmi yav. Buralarda bir yerde tezgah açmalı ama nasıl?::))




Sonra çay faslına geçiliyor, semaverde çay. Sohbet o biçim.




Yusuf'un çok amaçlı havuzu, çocukların yüzmesi ve akvaryum görevi yapıyor.




Zaim abi ise keşke oltayı getirseydik diye üzülüyor. Bir yandanda bu kadar havuz, kaça patlar, neleri var hesap çıkartılıyor. Bir ara balıklardan birisinin fiyatını sordu, Yusuf'ta o balık 70-80 lira filan dedi::((



Bende içimden ne ızgarası olur filan düşünüyordum, yazık be bir balık 80 lira, yenir mi?



Geçiyoruz arılığa.




Yusuf tamamen elek teliyle kaplı raflar yapmış, örülmüş petekler için.




Şimdilik malzemelikte sorunlar var, zaman içinde hepsi halledilir.




Kovan açıp arılara bakılacak. Yusuf'un arıları bayağı bir kemer yapıp yavruyu azaltmış. Yavruyu devam ettirip kış arısı oluşturmak için arılara şu an kek verilmiş durumdaydı. Zaim abi ise sanki yılların arıcısı, yaklaş bari bir sefer soksun biraz olaylardan uzak dur. Yok illa girecek arının içine.




Gel o zaman sana kolye gibi bir poz çekilsin. Yav nazar değecek Hakim abime::))



Hayret ne yaptım sa kimseyi arılara sokturamadım, Dr.Muhteşem abim olsaydı birde tekme atardı kovana::))




Ve zaman bitti, artık ayrılma zamanı. Yusuf bu senenin ballarından hepimize hediye etti. Resim çekilirken Zaim abim 333, patates deyin, fotojenik pozlar öyle alınır diye tecrübelerini bizimle paylaştı.




Nihayet bir gezi daha bitti, yenisine Allah kerim, diyorum. Herkese teşekür ediyorum.

1.10.2011

ARICILIK EKİM AYINA GİRDİK

Halit abi çıtadaki kapalı olanlar nedir diyordu, doğmaya çalışan bir işçi arıyı gösteriyorum.


Bu gün 1 ekim 2011, 30 eylül günü yaklaşık ara arada olsa 24 saat süren yağmur süper oldu.


Ormandaki arılarımız püren den değilde, sarı polen çekmekteydi.



Pürende bu esnada geçte olsa yağmura doydu, bundan sonra 10-15 gün hava iyi giderse çok iyi şeyler olacak. Geceleri havalar soğusa da gündüzler güzel, bu gün 27 derece sıcaklık vardı.


Polen taşıyıp, dinlenen bir işçi arı.


Önceki yağmurlar yetersiz olduğu için püren açmaya başladı ve yanmıştı. Şimdi yağmuru yeyince acayip canlanmış durumda. Durumu bu püren gayet iyi izah etmiş oldu.


Bir çok püren açmak için artık iyi hava durumu bekleyecek. Kocayemişlerin açmasına en az bir ay var. Ormanda biraz turlayıp, son durumları gözlemledik.


Çok iyi durumda olan pürenlerde var. Haftaya püren tavan yapar.


Ormandan hakim abinin yazlığına geçiyoruz. Geçen hafta yalatmak için birer kat süzülmüş petek vermiştik, bu hafta katları indiriyoruz. Zaim abi kovanlarım katlı olsun demekte::))

Arıların şu an katlı olmasının zararlarını zorda olsa anlattım. Bu arada bazı istekleri var, burada kovan sayısı azmış, kara kovansız arılık olmazmış, bir koloni vardı ikiye çıktı, ben 50 kovana bile bakarım diyor, Allah ne verirse hayırlısını versin diyorum, başka yorum yok.


Yavru durumları iyi ve çok güzel polen gelmeye devam ediyor.


Bu arada Zaim abinin komşusu ve Gebze'nin Kadıllı köyünden Halit abide bizle birlikte. Yeni doğan bir arıyı gösteriyorum. Katları aldık ve yemek zamanı.



Semaveri ateşledik. Zaim abi yerde yanmaz diye tutturdu, içeriden güzine sobayı getirip üstüne koyduk, acayip yanıyor şimdi::))


Zaim abim sağlık kurallarına bizim kalfadan daha düşkün. Izgarada yanan bölümler kanserojen mi? neymiş, sacda köfte pişiriyor.

Güzel bir gün oldu, biraz bahçe kazdık, tırmıkladık, ekim dikim işlerine başladık, hayırlısı bakalım.


Akşam dönüşte bazı yerlere uğradık ve bir yerde eski ahşap bir ev gördük. Ormanda perişan vaziyette, kim bilir ne amaçlarla yapılıp, şimdi yok olmaya yüz tutmuş. Hayat acayip sürprizlerle dolu. Biraz sonra kimin başına ne gelecek kimse bilmiyor. Allah ne verirse hayırlısını versin.