14.12.2013

ARICILIK YOK MU DİYENLER DUYDUM...

Mersin Aydıncık gezimiz sırasında, 500 den fazla resim çekmişiz, paylaşım yaparken içinden en güzel manzaraları seçmeye çalışmıştık.
Bir hafta kalmayı planladığımız Aydıncık'tan havaların bozması ve başka nedenlerden dolayı biraz erken ayrılmak zorunda kaldık.
Burası benim günlüğüm, yola çıktığımız ilk günden beri paylaşıma devam ediyoruz.
Birçok kişi paylaşacak bir şey bulamadığı için blokları askıya aldı, birazda blok işi birikimi olanlar içindir. Kişisel ve bireysel başarılarınız yoksa neyi paylaşacaksınız.
Geçmişte arı indirip bindirmeyi ekip işi diye ballandıra ballandıra anlatanlar vardı, dedim ki bu ekip işini amele pazarından 4 kişi tutalım yapar, bu nasıl ekip işi...
Ses seda kesildi...
Geçmişte polen tuzağına açılır kapanır menteşe takıp aylarca bununla övünenleri ben hiç unutmadım....
Unutmam da...
Gelin görün, yenilen güreşe doymaz derler.Sataşan kişi aklı başında biri olsa bizimle uğraşmaz, sen neredesin biz neredeyiz, bunu göremiyorsan ben ne yapayım, değneğimize niye sürünüp duruyorsun...
Geçenlerde bir yazı vardı, sizi çekemeyenlerin ve sürekli mırıldananların derdi, sizin gibi olamadıklarından yazmışlardı ::))


Gelelim paylaşımlara, arı ile fazla çalışmadık Aydıncıkta, üç gün peşi peşine yükleme ve sıkıştırma yaptık. Çok rüzgar vardı, genede video ve resimler almaya çalıştık. Çektiğimiz çıtadaki arıları rüzgar uçuruyordu, o halde bile resim ve videolarımız alındı..

Üst resimdeki ana arı hibrit çalışmalarımın ürünü birçok kişinin hayalinde olduğu iki farklı ırkı bir arada barındırıyor.
Bu arının kızları test ediliyor, çalışmalarımız devam ediyor, ekibimiz ilerleyen zaman içinde genişleyecek. Bir çok kişi benden  suni tohumla dersi istiyor, yada bu konuda bilgi ve yardım alabilme peşinde...

 Yapmış olduğumuz işler ülkemizde çıtayı bayağı yukarılara götürdü. Bir zamanlar bu işleri herkes yapamaz diyenleri de şapa oturttuk diyebilirim. Tahsili bile olmayan ıradan biri ne işler başardı, tabi bu tahsili ve imkanları olanları zora soktu...
Hibrit ana arı, bu kraliçenin videosunu da yayınlayacağım...
36 Numaralı anaç karaliçem... Özel ana arılar...
 96 Nolu hibrit kraliçe...

31 Nolu  kraliçemin anısı ise bir başka, Giritten gelen Manos bu kraliçeye sperm vermişti.Yurt dışından eğitim için bana geldi bende kendisini kırmadım. Bu ana arı  tohumlama gurubunda yapılanları gördü, bununda spermini ben girdikten sonra o enjekte etti...

Bu ana arıyı bozuk havada resim ve video alalım dedik. Ana arı yumurta atacak zannettik, kıçını petege soktu iki dakika video çektik çıkmadı, bazen ana arıları bulamadığınız olur, ana arı kendisini böyle saklıyor, bununda videosu gelecek ilerleyen günlerde...

2 Dakika sonrası işçi arılarda kraliçenin üzerini kapattılar, hatta kraliçe tuvalete oturdu espirileri vardı....

 Bu yıl arkadaşım Ekrem'e 30 ruşet bırakmıştım, etrafındakilere 100 ana arı satmış, bayağı işide öğrenmiş oldu, zaten bazı şeyleri yaşamadan öğrenemezsiniz. Elinde kalan arıları önceki gittiğimde bölüp zayıf koloni haline getirmiştik...
 Ekrem'in eksikleri var, güçlü kolonilerden ruşetleri dengeleyememiş, arı az sarabildiği yerden ayrılmıyor, birde besin sorunu vardı, güçlü kovanlara 5 litre civarında invert şurup verdik...
 Tüm kovan ve ruşetler şuruplandı.
 Ruşetlerde sıkıştrma işlemleri yapıldı, gene invert şuruba devam edildi.
 Biz aydıncıkta iken bazı kolonilerde 5 çıtaya kadar yavru faliyeti vardı, yüklemeleri tam zamanında yaptık, peşindende havalar soğudu.

Bazı ruşetlerde tabanlarda ağ kurdu oluşmuş onları temizledik. Kış bastırınca orada fazla duramayıp geri dönmüştük...
 Gitmeden önce Sultanbeyli'ye gittim. Mustafa abi kek işini oğlu Bünyamin'e devretmiş, daha önce birlikte görmüştüm, şimdi tamamen devreden çıkıp, kek işini Bünyamin'e yıkmış...
 Gebze'den üç çuval şeker götürmüştüm.Elimde kanola balı vardı. Kanola balını iki çuvala kullandık.Yüz kilo şekere bir teneke kanola balı ve 2-3 litre su koyduk, başka hiç bir katkı yok.
Öbür çuvala götürdüğüm bal ay çiçek balı çıktı.
 100 Kiloluk bölüm tamam, kek paketleniyor.
 Kanola balı ve ay çiçek balı keki nasılda ayrılıyor. Bünyaminle konuşurken video aldım, diyorki bazısı geliyor, sırf şekeri çekip, su ile kek yapıp götürüyor, adama biraz bal katalım diye yalvardım bu olmaz bu gün arılara vermezsen donar diye, adam ertesi gün arıyor kek dondu ne yapacağım...
Bünyamin'de demiş ki, baharı bekleyeceksin, şurup yapıp vereceksin, şimdi ne yapmam lazım, yeniden şeker al gel::))
Yeniden şeker alıp gelmiş bal ile ile suyu karıştırıp kek yapmışlar.
Arı yemi ile de kek yaptıranlar varmış.
Kekleri arabaya atıp, ertesi gün Fatih ile Mersine götürmüştük. Ocak 15 den sonra arılarımızı hem kekliyeceğiz, hemde invert şurupla yacağız ki erkek işe başlayabilelim...
Kek işi de arada kaynamıştı onuda paylaştık...

 Uzun süredir Ovacık köyüne gidememiştim. Köyde bir sürü malzeme dışarıda kaldı, kapalı mekana alamamıştık, gittim oraları düzenledim, temiz petekleri seçtim, eriyecek petekleri ayırdım, dışarıdaki malzemeleri kapalı mekana aldım.
Sonrada etrafı dolaştım.
 Pürenler geçmiş, zaten çok geç kalmışlardı.
 Biraz koca yemiş topladım.
 Kısa sürede bir sürü toplanıyor çok vardı.
 Yabani muşmulalar.
 Yabani elmalarda bile bir kaç tane kalmıştı, ağacı tekmeleyip düşürdüm.
 Koca yemişler çiçeklenmişler. Bu yıl meyve yok, bazı ağaçlarda tek tük vardı.
 Karda bile çiçekli kalabiliyor koca yemişler....
 Bu daha tam açmamış.Bazı yerlerde koca yemişe sandal ağacı diyorlar, bazı yerlerde davulga deniliyor, bazıları dağ çileği diyor...
 Hava soğuk her taraf çiçek...
 Açamadan geçenlerde vardı pürenlerin içinde.
 Yazın bu ağaçta çok büyük eşek arısı kolonisi söndürmüştü İlhami abim.
 Kat kat eşek arısı petekleri var kovukta.
 Ağaç acayip büyük, kim bilir kaç yüz senelikti...
Böyle ağaç görmek zor, kökünden gövde bir kaç misli daha kalındı.
Yılların mandırası ormanda yaşamaya devam ediyor, tavanda çürüyen ağaçlar vardı bir teknik ile çürüyenlerin yerine başka ağaç soktum. Daha önce iki kişi yapamadığımız işi tek başıma yaptım...
Bizim arılığın altındaki arıcı arılarını yerden plastik kasalara almış. Tarla sürülmüş, seneye geldiğimizde gene aktarma yapılacak...
 Kış nihayet Gebze'yede geldi. Acil yetişmesi gereken bir evrak vardı, İzmit'e götürdük. terslik çıktı evrak kabul edilmedi, geri gel yeniden imzadan çıkar çıkmaz gene İzmit yolundayız. Arkadaş oldukça yumuşak araba kullanıyor, nasıl radara girdi bilmem o arada bize ceza tebliğ edildi. Arkadaşa dedim geç yan tarafa....
Allah ne verdiyse bastım, gidip geldik.
 Arabanın karını kolumuzla temizledik, şu an araç çalışıyor, ısıları camlara verdik, yumuşama başladı.
Karda benim arabanın hali, ertesi gün kar eridi. Bakalım bir daha ne zamana kar görürüz, genelde şubata kadar geçmişte kar olmuyor.
Hazır İzmit'eyiz, birliğe uğradım. Aidat duruyordu,sekreter uyanık 2014 dü de alayım mı diyor, dur bir girelim 2014 de::))
Birlik ofisimiz daha önce bir pasajın içindeydi. Aynı caddede bir kaç bina ileriye taşınmış ve görünüm değişmiş.
Tüketiciler açısından iyi olmuş.
İçeride bir bal ve arı ürünleri standı yapılmış. Bal çeşitleri, polen, propolis gibi ürünler satışa sunuluyor.

6.12.2013

AKDENİZ GEZİMİZ


Akdeniz gezimiz oğlum Enes Emin birlikte çıktık....
Yapılacak işlerin planlanması ve durumları yerinde görmek gerekiyordu...
Civardaki arıcılardan bilği aldık, bu yıl geçen yıla oranla Aydıncık kurak, püren açamamış, geçen sene açık olan sarı ot bu yıl kurumuş bile, bölgede sadece matla eriği veya yeni dünya dediğimiz ağaç çiçekli durumda.
Kovanlar geçimini şu an dışarıdan karşılayamıyordu, kovan başı 4-5 litre invert şurup verildi. Ruşetlere gene 3 tur şurup verdik...
Aydıncık'ta biz bulunduğumuz süre içinde hiç durmadan esen bir rüzgar vardı, hele biz ayrılmadan önce 40 km hıza ulaşan rüzgar yolda yürümemizi engelliyordu, kovandan çıta çekin üzerindeki işçileri savuruyordu, çok zor şartlar altında üçüncü şurupları verebildik....
 Yolculuğun gece bölümü Mersin Mut ilçesine kadar olanı idi. Gündüz Olduğunda Gülnar'a varmıştık.Gülnar yüksek ve dağlık bir alan, dağların boşluklarına ekin ekilmiş, Fatih acayip hayretler içindeydi...
Bizim orada adamlar düz tarlaları ekmiyor şuraya bak diyordu. Bazen öyle kıyılar vardı ki sadece tek bir pulluk çekilmiş, yani ikinci pulluğa yer yok o kadar dar alanı ekmişlerdi.
 Taşlık alan ekilmiş, öyle düz ovalar var ki kimse ekmiyor, ülkemiz üretim acayip zor ve meşakkatli...
Acayip hazırcı bir toplum olduğumuzu bazen yazarım...
 Resimlerin büyük bölümü seyahat esnasında harekat halinde çekildi. İlgimi çeken bir ağaç...
 Gülnar'dan Aydıncık yolu acayip iniş ve keskin viraj, resim her şeyi anlatıyor mu bilmiyorum?
Bu yollardan otobüsler ve kamyonlarda geçmek zorunda, başka alternatif yol yok...
 Gittiğimiz yol, biter bitmez sağa paralel devam edecek, acayip keskin virajlar...
 Yıllar öncesi yapılan yollara el vurulmamış, yola el vursanız başka geçişte yok...
 Murt veya yaban mersini, çiçek ve meyveli birlikte yakalayıp resimledim...
 Murt veya yaban mersini, çiçek ve meyveli birlikte yakalayıp resimledim...
 Greyfurt ağacı ve meyvesi...
  Greyfurt ağacı ve meyvesi...
Fatih yıllar öncesi Antalya'da yaşamış, o günlere gitti...
 Bölgede bu yıl kuraklıktan dolayı sadece malta eriği çiçekli durumda...

 Enes Eminde olmuş hurmalara boy avantajını kullanarak yetişiyor...
 Bahçedeki muz meyvesi...
Muz ağacı...
 Hurmalar herkesin ikgisini çekmiş olmalı ki bayağı bir başında takıldık, olmuşlarını götürdük...


 Bir öğleden sonrası hem gezelim hemde balık bakarız diye denize gittik...
Hava müsait değildi. Çok dalga ve rüzgar vardı.
 Biraz olta attık nafile...
 Daha önce buraya balığa gelmiştik, acayip eğimli bir yer...
 Kovanlara bakım yaparken Fatih'in ilgisini çeken plastik erkek çıtasına denk geldik...
Geçtiğimiz yıl bu plastik çıtalardan kullanmıştım. Genelde damızlık erkek üretimi için kullanıyorum, her arı bu çıtayı kabartmıyor...
 Ruşetlerde gene plastik erkek çıtası öldürmüştüm...
 Gezimizin büyük bölümü yeme babında geçti...
Yemek aralarını bile bir şeyler tıkınarak geçirdik....
 Pek bilinmeyen bir ürün olan, melengiç ağacının meyvesi, bunun kahvesinde yapıyorlar...
Melengiç ağacına bazı yerlerde sakız ağacı diyorlar, bizim memlekette Çerkez ağacı denir, ayrıca Antep fıstığı aşılanırsa Antep fıstığı verir, ağacın yaprakları ve yapısı keçiboynuzu ağacına çok benzer....
 Çalışma esnasında fazla resim alınmamış, rüzgar çalışmayı acayip zorlaştırmıştı...
 Maşallah portakal salkımı, 15 taneden fazla vardı, portakal kopartılırken bu salkımlar arasından bazıları alınıyor...

 Limon yıl boyu ağaçların üstünden eksilmiyor desem yeridir... Ne zaman limon alzımsa pazara değil agaca gidip koparıyorsunuz....
 Portakal ağacının altından bir görüntü....
 Aydıncık İlçe Tarım Müdürü, Sayın Ahmet Ömer Kahyaoğlunu Ziyaretimiz....
  Aydıncık İlçe Tarım Müdürü, Sayın Ahmet Ömer Kahyaoğlunu Ziyaretimiz....
  Aydıncık İlçe Tarım Müdürü, Sayın Ahmet Ömer Kahyaoğlunu Ziyaretimiz....
 Kediler....
 Sabah kahvaltısında bazlama ve bizim yörenin böreği....
 Geleceğimiz gün hurmalara saldırı vardı...
 Fatih oldukça mutluydu....
 Testereyle hurma salkımını kesiyorsunuz...
 Salkımlar oldukça ağır....
Fatih bitti......
 Ekrem salkımları testereyle kesti...
 Mustafa serasındaki kırık camı tamir ediyor, bir cam takacağına yama üstüne yama....
Bizim pinti hocaya sol çekecek bu gidişle...
 Ağacından kesilen hurmaların olgunlaşması çok uzun süre alıyor ve bazen doğal olarak olgunlaşmıyor...
Bundan dolayı oldurma işlemi, hurmalar gazeteyle sarılmalı yada bir kutuya konulacak ve paketin içine elma koymak gerekiyor...
Elma hurmanın bir kaç gün içinde olgunlaşmasını sağlayan bir gaz sağılıyormuş, aynı işlem ham muz içinde yapılıyor....
 Fatih kovadan yapılmış bir ocak ile ilgileniyor...
 Kovanın dibine yakın bir yerine ızgara konulup, kovanın dış yüzeyi çamur ile kaplanıyor...
 Köz ile çalışan bir sistemi var, ödün kömürü de atılabilir... Bir avuç kömür acayip ısı veriyor....
 Bir başka model, yarım tenekeyle kovanın daha küçüğü...
 Köz ile çalışan basit ocak.
  Köz ile çalışan basit ocak.Teneke içine çamur kaplanıyor....
 Aydıncık soğuk su...
 Bu su tüm Aydıncık'ın su ihtiyacını karşılıyor. Tüm içme suyu ve seralara buradan su basılıyor. Su o kadar fazla ki büyük bölümü 150 metre ötedeki Akdeniz'e akıyor. Bir ara buradan Kıbrıs'a boru ile su verildiği söylenmekte...
Saniyede en az 600 litre su çıkıyormuş...
 Okaliptüs ağacı, şu an çiçeklenmiş durumda...
  Okaliptüs ağacı, şu an çiçeklenmiş durumda...
 Soğuk su civarında iki ayrı su kaynağı daha var.
 Neredeyse denizin kenarından çıkıp denize dökülüyor....
 Bunlardan birisi bu...Su çıktığı gibi denizi boylamakta....
  Bunlardan birisi bu...Su çıktığı gibi denizi boylamakta....
 Taş masaya çıktık, buradan Aydıncık'ın büyük bölümü görüne biliyor....
 15 Km. ye yakın sahili var Aydıncık ilçesinin....
 Taş masada acayip rüzgar vardı, 16 derece sıcaklıkta neredeyse donduk....
 Ekrem resim çekiyor...
 Poz verirken bile ne kadar üşüdüğü belli...
 Bir ara Fatih'i rüzgar yerinden oynattı....
 Es deli rüzgar, es.....
 Yoldan geçerken bir ağaç gördük, hurması değişikti resimledik....
 Bir yerde dut vardı, Fatih dayanamayıp daldı....
 Portakal topladık...
 Yaban mersini, acayip tatlanmış ve sonu gelmiş durumda.... Murt...
Aydıncıktan Çarşamba sabahı Saat 6 gibi ayrıldık....
 Rotamız Mersine girmeden Tarsus, Fatih bir akrabasını ziyaret edecek, bende Halil Güneş abiyi aradım.
 Tarsus'ta bir belediye otobüsü ve şoförü bayandı resimledim...
 Halil abiyle buluştuk evine gittik. Bayağı bir sohbet ettik. Bana göre ülkemizdeki en büyük arı sütü üreticisi. Bu yıl 15 kilo arı sütü üretimi yapmış bir kısmını toptan bir kısmını perakende bitirmiş...
Arıların durumunu sorduk, şu an yavruyu kestiler dedi, elinde İtalyan arısı ve benim verdiğim arılar var, arı sütü üretiminde çok yavru yapan arılara ihtiyaç var. Zaten bana ilk geldiğinde Akdeniz arısı ile arı sütü üretimi zor hemen yalancıya kaçıyor dediğinde pek inanmamıştım ama Akdeniz arısını bölün içinde açık kapalı yavru olsun fark etmiyor, bir hafta sonra arı yalancıya kaçıyor, bunu kendim test ettim...
 Arı sütü üretimi yanında bal üretimi ve ana arı üretimi de yapıyor...
Bu yıl ana arı işinde 1500 zü geçtim dedi.
Halil abi hanımı ve oğlu ile oldukça iyi iş çıkartıyorlar...
Seneye ana arı üretimini dahada artırmayı planlıyor...
Yılbaşından 15 gün sonrası arıları harekete geçirmek için kek kullanılıyormuş...
 Sabah 6 da kahvaltı yapmıştık, saat 11 de ikinci kahvaltıya oturduk...
 İkinci kahvaltıyı da yapıp, çaylarımızı içtik..
 Ne kadar sohbet etsek yetmeyecek, Halil abi ise yerimiz müsait burada yatın diyor....
Birde yatıya alışırsak vay milletin haline....
 Rotamız Konya Ereğli...
Yollarda üçüncü şeride dalan kamyonlar oluyor, taksiler için oldukça sakat bir durum ve dikkatli olmak gerekiyor...
 Yol kenarı sanki kaya veya say dediğimiz bir çeşit yumuşak taş.
 Üzerinde ağaç yetişiyor, hayret etmemek imkansız....
 Üzerinde ağaç yetişiyor, hayret etmemek imkansız....
 Karşı şeritteki araçların far ışığını engellemek için bazı levhalar ortaya monte edilmiş....
 Gece farı göremiyorsunuz, başka bir nedeni varmı bilmiyorum....
 Bazı yerlerde trafik o kadar boş ki....
 Ereğli'deyiz. Fatihin Orhaneli'deki iş arkadaşı, 5-6 yıl birlikte çalışmışlar.
 Ereğli'nin sembolü çift el sanki dua ediyor....
Rota şimdi Konya....
 Yol kenarlarında koyun sürüleri var. Hafiften kar atıştırıyor....
 Konya'dayız, Seyit hocam bizi yolda bekliyordu, doğruca fırın kebabı yemeğe gittik....
 Seyit hocam senin kebap nasıl olsun, kolostrun filan var diyordun, dedim en yağlısından olsun ne kolostru....
Yemek o kadar güzeldi ki, tarif edilemez,  yemek lazım::))
 Yemek üstüne çay ve sohbet sonuçta yola devam etmeliyiz, Akşehir'deki dostlarımız yolumuzu bekliyorlar....
 Dışarıya bir çıktık hayret, her taraf kar olmuş. Nereye ayak basmış isek bereket yağıyor....
 Arabayı yandaki oto parktan zor yola çıkardık....
Akşehir'deki Mustafa Doğanı aradım durum nedir kar var mı diye yok dedi.
Fatih dedi ki hazır olun biz geliyoruz, kar var mı, yok mu görürsünüz....
 Akşam saat 6:50 gibi Akşehir'de Mustafa Doğanın iş yerindeyiz...Herkes evine gitmiş Mustafa bizi bekler....
 Bir kaç yere telefon edildi bir yerde toplandık...
Güzel bir mekandı.
Aydıncık'ta bulunan arıcılarla görüşürken arıcıların bir çuval şekere, kek içine, bir kaç litre elma sirkesi kattıklarını söylediler, başka sirke olmaz diyorlardı....
Neden bunu yapıyorsunuz,şurup verin dedim kışın arıya şurup verilmez dediler, ben üç günde üç şurupluk verdim dedim inanamıyorlar....
 Gelenler iki amca oğlu ikisininde adı Hasan, dedim ki bunların dedesinin adı da Hasandır güldüler, dedelerinin adı Hasan'mış. Benim dedemin adı da Ali...
 Yemek yenecek, üç saat ara ile bir başka masada yemek yiye yiye gezimiz devam ediyor::))
 Gelen arıcıların birisinin 250 kovan arısı var, diğerinin 300 kovan arısı şu an Datça'da imiş...
 İki arıcının 450 kovan arısı var. Saf arı nedir bilmiyor, F1 arı nedir bilmiyor, hazır ana arı kullanımı nedir onuda bilmiyorlar, bizleri bu hale getirenlere yazıklar olsun demeden kendimi alamıyorum....
Sohbete bir başladık, girip çıkmadığımız yer kalmadı.
Şu an Konya'daki arılara akide şekeri vermişler, bunu niçin yaptınız diye sordum arı aç kalmasın diye dediler.
Peki niye şurup vermiyorsunuz, şurup soğukta olmaz dediler, bende kendilerine karda bile arıya invert şurup verdiğimi ve petek ördür düğümü ve bunu üç yıl üst üste denediğimi, isteyen gidip görsün dedim, şaşırdılar...
 Konya etli ekmekler.....
Resimleme beya dalsana....
 Etli ekmekleride götürdük, ye ye nereye kadar....
Doktor kontörlüde yok...
Eve gidince yasaklara uyarız artıkın.....
 Yemek yerken garsona resimler aldırdık...
 Garsonların bazısına resim çektirmekte zorlanıyoruz, yav ne var resim çekmeye....

 Götürün bakalım.............
 Ye uşağım, sende yeee....
 Bahçede hocanın eşeğinin üstüne kar yağmış, gittiğimiz yere bir şeyler oluyor....
Eşek donmuş hareketsiz duruyordu...
Enes Emin eşeğe yardım elini uzatırken:)
Akşehir'deki dostlarımız bu gece burada kalın diye çok ısrar ettiler, ben bir kaç yere telefon edip yol durumunu öğrendim yollar açıktı, yola devam karı alıp, gece 02:30 gib Gebze'ye ulaştık...
Tüm dostlarımıza ne kadar teşekür etsem azdır, hepsinden Allah razı olsun....