Mehmet Yüksel 'i ziyaret ettik. Yazın köyüne gelecegiz diye söz vermiştik. Mehmet Bizi karşılayıp misafir etti kendisine ve ailesine teşekür ediyorum.
Geçtiğimiz sene Edirne gezimiz, Ali Şekerli abimizin tohularını paylaşmıştık, taa buralara kadar gelmiş, çerezlik kabak ve çekirdekleri içinde.
Muhteşem abim benim::)
Ne bakarsın öyle derin derin.
Kavaltı bitti sohbet devam ederken alınan resimler. Furkan Emre bu geziyi çok begendi bundan sonraki gezilerde kameraman olmayı hak etmiş gibi:))
Degişik açılardan resimler almış, Mehmet ve babası Sadık amca.
Kavaltı sonrası dolaşmaya çıkıyoruz, Mehmetlerin köyün manzarası çok güzel.
40 Yaşından sonra, internet teknolojisiyle tanışıp, böyle dostluklar kurduk. Bizi bir araya getiren arı ve arıcılık. Kareye bakın,Mehmet Bolu, Muhteşem abi, nereli belli degilde ben en garantisini yazayım ablam Malatya'dan, buda Malatya'lıdır zaten, Yusuf Trabzon, hacı Seyithan Agrı, ben Niğde ve herkesin işi ve görüşleri farklı, ortak noktamız ise arıcılık ve arı. 5 sene öncesi buradakilerin hiç birisi birbirini tanımazdı.Köyde birisinin avlusu dikkatimizi çekti, sanki güzel sanatlar galerisimi ne oradayız::))
Ziya amca ormanda buldugu şekilli agaçları sırtlayıp eve getirip sergiliyor.
Ziya amcamız, bizi bırakmadı, ağırlayıp hemen çay yapıp ikram etti.
Büyük ozan Yunus Emre odunun düzünü arar, Ziya amcada yamuklarına hasta. Avladıgı domuzların dişlerinden koleksiyonda yapmış.
Furkan Emre, sanat galerisinki uçak savarın başında.
Ziya amca yaptıklarını anlatıyor. Anlatırken bile şekilden şekile girip konsanytire oldugunu görüyorsunuz, bu abimizde bundan zevk alıyor. Başkalarına göre odun, onun gözünde kim bilir nedir?
Bizim hacıda güzel sanattan anlıyor, içinden kesin geçiriyordur, bu sobada ne yanar, üstünede bir gügüm su koy ohh...
Köyü gezmeyi bitirip ormanda tura çıktık.
Bir meşe agacı kovugunda eşek arısı kolonisi. Kovugu öyle güzel kapatmışki, tam kamufule ama benden kaçmaz.
Orman gezisinide sonlandırmak lazım daha yenecek bir sürü şeyler var::))
Ateşi yakıyoruz, bir an önce köz olmalı. Ateşin yönetmeni Furkan Emre, yerinde duramıyorki.
Muhteşem abi yerinde duramadı, etler yanmasın diye, ikide bir bakınıp durdu, merak işte, yanmaz yanmaz git otur sen::))
İlk defa terbiye edilen et yedik. Tadı döner gibiydi, Sadık amca geçmişte döner bağlama işi yapıyormuş. Bu etide biz gelmeden bir gün önce terbiye etmiş.
Nasıl yaptıgını sorduk, soganı rendeleyip suyunu alıyor, sonra eti yogurtla bu suyun içine yatırıyor, az kırmızı biber ve tuzla karıştırdıktan sonra bir gün bekletiliyormuş, et yumuşacık oluyor. Tarifte eksiklik varmı bilmiyorum.
Nefis köfteler.
O kadarda tembih ettik ama hazırlık filan yapmayın diye. Arıcıya çay olsun yeter beya. Bu kadar yiyecek oldumu başına bela ye ye bitmiyor.Yemege geçiliyor bana yasak yokta, ayıp olmasın diye ben yemedim::))
Sizde yediniz tabi::))
Adam masayı seyrederken bir acayip doyuyor. Izgara et, haşlanmış bir horoz ve köfte. Sadece bunlarmı yöresel ekmek çeşitleri, çif köfte, baklava ve kadayıfla noktayı koyduk bune be::))
Mehmet kardeşim kesene bereket. Sana ve ailene teşekür ediyorum.
Bir kovayı merak ettim içinde minicik sarımsak vardı. Dedim bunlar niye gelişmeyip böyle sıska kaldılar. Sadık amca dediki onlar sarımsak tohumu. Ben sarımsagın tohumu olmaz biliyordum, osmanlıdan beri üretilen sarımsagın devamıymış.
Tohumlardan hemen araklama yapıldı. Hatta Hakim abimin yazlığa bu hafta sonu ekimini bile yaptım.
Bir kısmını sakladım, bir kaç yerede yollayacağım.
Soganda tohum olur, bu sarımsakta aynı sogan gibi ayrı sürgün verip tepesinde böyle tohum olan sarımsaklar veriyor, ben bu güne kadar hiç rastlamadımdı. Sarımsak tohumlarının büyüklügü patlatmalık mısır kadar, minik sarımsaklar yani.
Mehmetin Almanya'dan getirdigi hediye bitki tohumları, bunların içinde çeşit çeşit çiçek tohumları ve degişik marul çeşitleride var.
Bizim hacıda çiçek ekecek her şeye maydonoz olur, çiçek senin neyine yenecek bir şey ek, ara sıra tadına bakam::))
Nihayet akşam oldu ama bir türlü ayrılamıyoruz, sonuçta ayrılmalıyız::)
Vedalaşıp geri dönüşe geçiyoruz.
Dönüşte araba bana düştü, keşke giderken ben kullansaydım, dönüşte tok karınla ne uyunurdu arkada.
Saat 22:30 da gebzeye varıldı, herkes kendi arabasına geçip evinin yolunu tuttu. Yusuf Şimşak ise o gece bal sağma işine girişmiş::))
Bizlere katılıp yanımızda olmak isteyen çok dostlarımız vardı ama vakit dar, yol uzun onun için kimseye haber vermedik diyebilirim, çok zor organize olunacaktı, birde bunun geri dönüşleri var, Trakyalının zaten içi gitti orada oldugumuzu öğrenince.