17.09.2012

TAŞIMALI ARICILIK EĞİTİMİ YAPILDI


Taşımalı arıcılık eğitimi evet yanlış duymadınız böyle bir şey ilk defa yapılıyor. Genelde eğitimi verecek kişi hazırlanan malzemelerin üzerine gider bizde her şey taşınabiliyor::))

Suni tohumla ile ilgili belki bir kaç yerde yazıp çizmişimdir ama bazı açıklamalarda bulunacağım.

Zannedersem 2007 yılı bir üniversitede arıcılık kongresine katılmıştık. Ben o zamanlar suni tohumlamayla filan ilgilenmiyordum hatta arıcılık yapan biri için çok gereksiz bile demişim bir yerde yazıma rastladım, gerçeten ülkede damızlıklar oluştuysa arıcı gerekli arıları alıp kullanır yani hobi arıcının suni tohumlamayla ne alakası olabilir diye gene derim.

Neyse konuya dönelim, konu nerden suni tohumlamaya geldiyse hocalardan birisine suni tohumlama hakkında soru sordum. Hoca o zaman doçent, dediki biz kaç yıldır uğraşıyoruz bu yıl sezon boyu başarımız 3 tane.( bizde ise başarı %100 lere çıkmış durumda %80 altınada düşmüyoruz) ::)

Uygulama yapıyoruz bir hafta sonra ana arılar felç olup ölüyor. Bunu öyle rahat anlatıyor ki anlatamam. Yani başarısızlığı içine sindirmiş.

Şimdi burada iki şey ön plana çıkıyor, hoca bu iş çok zor ve buna bulaşmayın diyebilir.

İkinci seçenek ise yaptığı işi tam bilmiyor. Bana göre ikisi de olmaması gerekir. Bir işi birileri yapıyorsa, senin elinde ünüversitenin tüm imkanları var ve başarısız oluyorsan ve bunu sineye çekiyorsan, ne diyelim ki?

İyi ki biz yıllar sonrası bu işlere başladığımızda böyle bir hocayı dinlemedik. Düşünün üniversite bu işi başaramıyor, yabancı ülkelerde sıradan arıcılar aletlibdölleme yapıyor, böyle bir ikilemde, sen ne yapabilirsin, hemde hiç bir eğitim ve ekipmanın tam değil bu işe girişiyorsun::))

Öbür tarafta bakıyorsun, yabancı ülkelerde arıcılar yapabiliyor. Yabancılar ileri bizler geri zekalımıyız, bizim eksiklerimiz nedir? Bunda bir gariplik yok mu?

Sadri abi Ordu'ya suni tohumlama aleti tanıtmaya gitti. Orada bir başka hocayla görüşüyor, diyor aleti hesaplı ucuz vereceğim, herkes öğrenip suni tohumla yapsın, hoca diyor ki neden ucuz veriyorsun, bu işi herkes öğrenip yapmasın. Evet bunlar bizim eğitim veren hocalarımızın genel mantığı, gerçi bu örnek tüm hocaları kapsamıyor ama böyle ülkede gelişim olur mu?

İstediğin kadar isimlerin önüne Dr.Dç. Prof. koy..............

Biz bu işlere girdiğimizde yıl 2009 du. Bir çok kişi bizimle kafa yaptı. Benim tarzım ise, önceden ne yapacaksam açıklayıp sonra yola koyulmak. Bu güne kadar ne dediysem de yapmışım.Bu tarz meselesi tabiki::))

Bu yüzden acayip eleştiri alan biriyim öyle basit eleştiriler değil, başta bu adam salak, deli, amele, geri zekalı filan gibi benim için laflar edenlere, söyledikleri lafları yedirmezmiyim, bunları söyleyenler, aslında kendilerinimi tarif ediyorlardı?

Şimdi deli ve geri zekalıyı gördünüzmü::)))

Şimdilerde zevkle onları izliyorum.

Bu kadar giriş yetermi? bence yetmez ama şimdilik yeterli.


Can dostum Mehmet Yüksel.


Birde bu dost mevzusunu irdelemek lazım ama konu raydan çıkar, insanlar birileyle tanışıp hemen dost oluyorlar, böyle bir dostluk yok, olmazda. Dostluk uzun süren arkadaşlıklardan sonra oluşur. İnsanların iki elin parmakları kadar ancak geçek dostları olur, bu kişiler en zor zamanlarda yanınızda bulunur, düşmeden veya düştügünüzde her türlü fedakarlıklar edip sizi ayağa kaldıran kişiler, sizin dostlarınızdır


Suni tohumlama işlerine girişimiz ve alet bölümü 1.5 yılımızı almıştı, kullanılabilir bir aletle işe başlamamızla birlikte sezon gelip geçti, bir sürüde eksiklikler çıktı, ertesi seneye daha iyi hazırlanmak için gece güzdüz ne kadar bilgi varsa araştırdık, bazı konuları uygulama sonrası direk Mehmet Yüksel'e iletip Dr.Schley'e veya emiye sordurup ertesi gün cevapları alıyorduk.


Biz çalışmalar yaparken tüm yapılanlar olumlu veya olumsuz masaya yatırılıp, üzerinde araştırmalar yapardık akşamları msn den. Mehmet Yüksel'de teorik olarak tüm bilgileri öğrendi sadece uygulama yönünü merak ediyordu bu merakını izine gelince giderdik.


Emmi söz verdiği halde, Mehmet Yüksel'e bu işi göstermemiş, biz gösteririz deyip planlar yapıldı.


Gene bu işin doğasına aykırı bir plan yaparak bunu gerçekleştirdik.


Bu işin doğasında arıcıda arılarda streste olmamalı.


Almanya'da damızlık üreticisi ve eyalet arıcılar birlik başkanı Emmi'nin uygulamaları söyle. Bunuda Mehmet Yüksel vasıtası ile öğreniyoruz tabiki, ben soruyorum, suni tohumlamadaki püf noktalar nelerdir, 25 yıldır suni tohumlama yapan Emmi, cevap veriyor.


Koloni hazırlanıp tohumlama yapıldığında o kovanı ben 6 gün hiç rahatsız etmem, yani 6 gün kovana el sürmüyor, biz tohumlanacak kovanı 300 km götürdük, 2 saat sonra bu analar tohumlama girdi, üç dört saat sonrada alıp 300 km geri getirdik, ertesi gün bir 25 km daha götürüp ağzını açtık. Kolonideki stresi düşünebiliyormusunuz.




Efendim bu iş laboratuvar ortamında olur, her önüne gelen yapamaz diyenlere daha önce demiştim bu işi ben her yerde yaparım diye.


Bu sıra bir başka şey duymaya başladım, efendim bu işleri yapabilmek için formüli bilinmeyen bir ilaçtan bahsediliyor, o ilaçlar olur ise bu işi başarırsınız. Formülü ver yok olmaz, ben size ilaçı veririm kullanırsınız filan gibi. Madem çok yardımseversin, neden formülü paylaşmıyorsun, İngilizce ve tıbbi terimleri bilenler formülü, Suzan Cobey'in videolarından alabilir. Biz ilk yıl dezenfektan olarak etrafı zefiran ile temizledik. İğnenin ucunu dumansız oldugu için alkol ile yaktık. Ana arıyla temas edecek parçaları bildiğimiz serum fizyolojik ikle temizledik. Bu yıl sadece seruma bir ilaç karıştırdık, onunda görevi iğne veya cımbız tarafından bir yaralama ve çizilmede enfeksiyon kapmamasına yarıyor.

Mucize formül filan hikaye. Başımızdan bu yıl geçen bir olayı anlatayım, Sadri abi dölleme yaparken spermi taşırdı, tam giremedi. Taşan sperm toplanıp, ana arıya verildi bunun kesinlikle yapılmaması gerekiyor, kurallarda böyle der.

Muhteşem abide dediki, bu kesinlikle yanlış, hijyen bu kadar önemliyse ve taşan sperm ana arıya zarar verecek. İşin garip tarafı o postada uygulamaya giren 4 ana arının en erken yumurtaya başlayanı sperm taşırılanı oldu. Başımızdan geçen bu hadiseler, bizim için ayrı bir öneme sahip. Bu bizim açımızdan acayip bir delildir.

Bakın evin balkonundaki masaya aleti kuruyorum, Enes Emin erkekleri hazırlıyor, Mehmet meraklı bir şekilde yaptıklarımızı izliyor, birazdan Mehmet Yüksel sahne alacak.



Bir gün öncesi akşam üzri kafeslenen erkek arılar gene aynı erkek üretimi yapılan kovanla Mehmet'lerin köye taşındı. Erkek arılar kovan ortamından çıktıklarında en fazla yarım saat sonra ölmeye başlıyorlar, suni tohumlamada çok sayıda erkek kullanılacaksa, genelde az az alınıp bittimi tekrar alınıyor, yoksa kenarda beklerken kovan ortamı olmadımı ölüyorlar.


Birde damızlık erkek kovanları sabah veya hava kararıken açmak lazım, günün ortasında erkeklerin uçuş saatinde açarsanız tüm erkekler havalanır ve bir çogu geri gelmez, gelenlerin içine başka bilmediğiniz erkek arıda karışabilir. Bunun içindirki erkek üretimi yapılan kovanlarda siz istemedikten sonra erkek arılar dışarıya gidemezler. Suni tohumlamada elinizdeki kayıtlar ancak böyle sağlıklı bir şekilde korunur, elinizdeki saf kimin kızı, hagi saf erkekler ile sperma kesesi dolduruldu bilmek zorundasınız.


Ben gerekli orandaki spermi topladım, artık sahneyi Mehmete bırakıyorum, ana arı bayıltıldı, pozizyon ayarlandı, sadece yavaş yavaş girilip sperm verilecek, yani top penaltı noktasında::))


Mehmet ana arıya sperm verirken, bu bölümde ani hareketlere dikkat edilmeli, eliniz aletin bir yerine çarparsa, ana arı sakatlanabilir, mesala cımbıza çarparsanız, çarpma degil kontrolsuz dokunma yeterli, ana arının iğnesini koparabilirsiniz, şırıngaya bilinçsiz dokunuz, cam iğneyi kırıyor, onun için gayet sakin olunmalı, daha sonrası zaten aynı soför gibi oluyorsunuz, ilk zamanlarda vites kolunu bakarak degiştiriyorsunuz, hatta debriyaj veya firene bakmaya çalışırsınızya aynısı oluyor. İlk yıl bir sürü iğne kırdık, bu yıl kaç kişi alette çalışmasına rağmen hiç iğne kırmadık.


Penaltı atıları bitti, zaten bu işin en önemli püf noktası, ana arıya girdiniz, sperm verdiniz taşmıyorsa, işlem bitmiştir tam yerindesiniz, zaten açılar tutmuyorsa, kasılma varsa perm gitmez veya taşar, sperm gidiyorsa tam yerindesiniz, işlem tamam yani.


Mehmet dediklerimizi uyguladı, şırınga geri çekilirken baskı alınır, şırınga sperm verme kolu tersine çevrilip ana arıdan çıkartılır, bu hareketi yapmaz iseniz şırınga çıktıgında bir miktar sperm dışarıya boşa akacaktır.



Biz işleri bitirip ana arıları bölmelerine verdiğimizde aletin üzerinde bir işçi arı vardı. Deredini anlayamadık,heralde aleti merak edip görmek isteyenlerden, memlekette alet görmek isteyen o kadar çok meraklı var ki. Hepsine sırası ile gösterilecek.



Suni tohumlam bitti, Mehmet'e birde sperm nasıl alınır onu tarif edip uygulattım. Suni tohumlamada en çok zaman ve dikkat isteyen iş sperm toplamaktır. En ufak dikkatsizlik aldığınız spermi mafeder, ilk başlagıç hepsinden önemli, serum ile sperm arasında 2-3 mm boşluk olmalı(hava), bu boşluktan sonrasi spermi oluşturmak hepsinde zor, bazen bunu oluşturuken en az 5-6 erkek spermi boşa gider, yada seruma karışır. Erkek tuttuğunuz el kesinlikle yerle temaslı olmalı, boşlukta tutarsanız dengesizlik yapıp sperm yerine mukus denilen beyaz tabakayı çekerseniz ve iğne tıkanır, ayrıca bu beyaz tabakayı ana arıya verirseniz ana arı ölür. Sperm, mukus tabakası üzerinde hafif pembemsi bir renkte çok ince bir tabakadır. Eliniz zaten yerde sabit yavaş yavaş iğneye yaklaştırıyorsunuz, temas sağlandığında şırınga kolunu çevirip spermi çekmeye başladığınızda sperm kesesinide hafif ir şekilde iğneden uzaklaştırmak gerekiyor, yoksa mukusa dalıyorsunuz, hafif uzaklaştırdıgınızda mukus tabakası üzerinde bulunan tüm sperm iğne tarafından acayip kolay bir şekilde vakumlanıp emiliyor. Bunu şöylede izah edebilirim, yumuşak bir şeftali var bunu yerken üstünüzü başınızı ellerinizi mafedersiniz. Bir noktadan emmeye başlayıp, şeftaliye yumulmayıp biraz uzaklaştırıp emmek gibidir, erkek arının mukusu üserindeki spermi toplamak.


Hedeflediğimiz uygulamanın her aşamasını Mehmet Yüksel ile yaşadık.


Eskiden bu akşam uygulama var denildiğinde içimde bir tasa sabahtan akşama kadar acayip gerilirdim. Şimdi ise bunlar benim için sıradan şeyler, yanlız tüm planlar düzgün yapılmalı, erkek arılar doğduktan 15 gün sonra sperm verirler, özel beslenerek yetiştirilen erkek arıların spermi daha çok olur. Ana arının tohumlanacagı gün doğduktan 10 gün sonrası olursa çok rahat giriş oluyor, biz ilk denemelerde 6-7 günlük arıları uygulamaya sokmuşuzbunlar zaten yaşamadılardı.


Ben öğrendiklerimi paylaştıkça, acayip dostlar, arkadaşlar ve imkanlara kavuştum, önümüzde acayip kapılar açıldı, onun için benim hakkımda kimin ne dediğinin önemi yoktur, zaten hakkımda haksız yere olumsuz işler yapanlar ile bir gün hesap görülecek. 10. Gün tohumlanan ana arılara şırıngada zikzak bile yapmaya gerek kalmıyor, daha erken tohumlamalarda, ana arının iğne tarafından 1 mm girdikten sonra, şırıngayı az bir şey ucunu sola doğru kaldırıp 0.5 mm daha giriliyor. Bu zikzakn yapılmadığında gene iğnenin ileri gitmiyor ve ana arının valf denilen parçasını, parçalayıp ana arının ölümüne neden olunuyor. 10. Günde yaptıgımız uygulamalarda bu zikzak işleri hiç sorun olmadı, yada bizim aletteki açıvalfin altına girip, sperm kanalına doğrudan giriyor.


Hani hep dua ederimya, Yarabbi, bana ne vereceksen, her şeyin hayırlısını ver diye....


Misafirliğimiz ve eğitim o kadar yoğun geçtiki hiç boş duramadık dersem yalan olmaz. Tabiki aç kalmadıki güzel yemekleri hangi arada götürdük hatırlamıyorum. Mehmet ve babası ve aile bireyleri ile vedalaşıp evimize geri döndük. Sabah 7 de Bolu'ya hareket edildi, 11 gibi Mehmetlerin köydeyiz, akşam 7 gibi dönüş başladı, gidiş dönüş 600 km üstü yol.



Mehmet izin dönüşü Gebze'den geçiyor, bende ne işim varsa gece yarısı onların girdiği park alanındayım::))


Gece 4 gibi, kalkıp otobandaki oto parka girdim, saat 6:30 gibi Mehmetler geldiler, hiç durmayalım yoksa köprüye takılırız dediler. Kısa bir hoş beşten sonra verdiğim hediyeyi enişte Mustafa'dan geri aldım. Nerde kavanoz bulsa bal tutan parmagını yalar diye yalanmaya başlıyor. Kavanozumu yalatırmıyım sana be::))



Özel hadiyelerimizi taktim ettik, inşallah bu hediyeler ileride karşımıza çıkacaktır, Mehmet'e ne kadar teşekür etsem azdır, kendisine o kadar minnettarım bilemezsiniz.


Bal tutan her zaman parmagını yalayamaz, karşıya geçip fotograf da çekebiliyor::))



Dostum Mehmet Yükseli ugurluyoruz, yolunuz açık olsun, yeniden görüşmek üzere güle güle gidin diyorum, Mehmet camı açıp seneye görüşürüzzzz abi deyip basıp gidiyor.


İnşallahhhh..........



Taşımalı eğitimin sonu nasıl oldu diye merak ediyorsunuzdur, bunca stresten sonrası 3 ana arıdan biri bir gün sonra kayboldu. Birisi bir hafta sonra kayboldu. Birisi ise yumurta ayıp yavru kapattı, bununda sağ arka ayağını işçiler sakatlamış, açıp kapatmıyor sürüyerek yaşıyor, bu gibi durumlarda sonradan düzelme olabiliyor, düzelirmi bilemiyorum. Bunların benim için aslında hiç önemi yok, hepside ölse, hepside yaşasa bir şey ifade etmeyecekti, biz kendimizi kanıtlamışız, önemli olan dostum ile nazari bilgilerimiz ile uygulamaları birleştirmekti. Olayın başına dönersek, bir üniversite bir sezon ugraşıyor, toplam üç başarı var, bu kadar karmaşa içinde biz 3 taneden bir başarı, bölmeleri köyde bıraksaydım durum mutlaka değişirdi.


Burada bir başka şey payaşmak istiyorum, yeni çiftleşen analarda bu var, fakat suni tohumlama yapılanlar gibi takip etmediğimiz için fark edemiyoruz. Bu olayı ilk olarak ana arı üretim kursunda duymuşltum, o günden sonra daha dikkatli baktıgımda kılavuz yumurtanın ne demek oldugunu daha iyi anladım.


Tohumlanan ana arılar yumurtaya direk başlamıyor, bir iki veya üç beş, yumurta atıyor, sonra ara veriyor, bu ara verme bie ikigün sürebiliyor, peşinden seri yumuta atmaya başlıyor, ilk attığı yumurtalara kılavuz yumurta deniliyor.


Yumurtaya başlamış yeni çiftleşmiş bir ana arı yumurtası kontrol edilirken süt içinde kalmış larvalar görürsünüz onlar kılavuz olanlardır.



İlk klavuz yumurtalar kapanmış durumda kademeli olarak diger yavru durumu devam ediyor.


Bu işi herkes yapamaz ve belli formülü ilaçlar kullanmazsanız , ve ayrıca labaratuvarda olacaksınız diyenler iyi baksınlar, bu denilenleri ters düz etmişiz::)))


artık kimseye ne verirseniz yemiyor, yeni arıcılar artık her şeyi sorguluyor, zaten sogulamalılarda. Arıcılıkta saf nedir, F1 nedir bir öğrensek çok şey degişecek.


Bir ilki gerçekleştirdik, taşımalı arıcılık eğitimi yapıldı, sonuç mu?
Topalda olsa, saf karniol bir ana arı::))

Yukarıda..............

11 yorum:

Mehmet Yüksel dedi ki...

Ali abi selamlar,
Köyümüze bizlere gelerek verdiğin pratik bilgiler için çok teşekkürler,paylaşımlarında verdiğin bilgileri bizler ne kadar zor elde ettiğimizi yazmışsın zaten ama bir çok kişi bunu bilemez tabiki,inşallah ülkemize olan katkımızın değerini bilenlerde vardır ve var bunu çok iyi biliyorum.
Bana verdiğin pratik uygulamalı suni tohumlama bilgileri çok ilginç ve bir o kadarda zevkliydi benim için,tekrar sana teşekkür ediyorum.

Selamlar Saygılar.



yusuf şimşak dedi ki...

SLM...

Sayın Bakanım.

Gelinen nokta çok önemli.Arıcılar bence hala bunun farkında değil.Buna bende dahil.

Bunu ne zaman anlarız ; ileride birgün bizde saf ananın kıymetini anladığımızda ,bu yaptığın çalışmaların önemi ve mahiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Er yada geç bir gün hepimiz suni tohumlama yapmaya çalışacağız.Bunu da senin kurduğun temeller üzerinde yapacağız.


SLM ve Muhabbetle...

MUHTEŞEM TURUNÇ dedi ki...

Ali abi yaptıklarını güzel özetlemişin sonuçda "topalda olsa.."demişin ben ona takıldım ayaktaki topallık önemli değil önemli olan akıldaki beyindeki topallık ki bence en kötüsü...sağlıcakla kal abi.

İlhami Uyar dedi ki...

Sayın Türk amaç önemli,deneyip paylaşıyorsunuz ihtiyacı olan faydalanacaktır,değerli bir hocam (Doçent dr Kaya Kılıç)çoğu prof arkadaşım bilgi paylaşımı yapmıyor diye dert yanıyor,paylaşılmayan bilginin kime faydası olurki,hep güzellikler bizimle olsun,saygılarımla

Trakya dedi ki...

Aga be bu en son yaptığın yayını o hoca da okusa da bilgi sahibi olsun nede olsa talebe yetiştiriyor veya o bilgideki hocalara faydası olur anladığım kadarıyla her şeyi güzelce anlatmışsın demek ki bazılarının dediği gibi her yerde olmazmış laboratuar harici her yerde olurmuş:)ilklerin olması dileklerimle.

ERZİNCANLI ARICI VECDİ dedi ki...

Ali bey,ögreci iken ders çalışmadınmı ,derlerdiki ayagın kır otur,ders çalış.Topal anada iş var,davranışlar düşüncenin ürünüdür,asıl özürlülük düşüncededir.Muhteşem abi iyi özetlemiş.Saglıcakla kalın.

ALİ TÜRK dedi ki...

Mehmet Selamlar.
Biz ekip olarak yıllardır çalışırken bize çamur atanlar olayın gerçek olduğunu yeni anlamaya başladılar, ben bunları yapıyoruz dediğimde msal anlatıyoruz zannetmişler::))
Bu çalışmalar hem arıcılarımızı cesaretlendirdi, hemde bilim adamlarımızı bir şeyler yapmaya teşvik edecektir diye düşünüyorum, genede kendileri bilir biz atı alıp Üsküdarı geçtik bilsinler.
Keşke çok vaktimiz olsaydı.......

Slm Yusuf.
Gelinen nokta uzun süren maddimanevi ve iş gücüne dayalıdır. Bu başarılarımız durup duruken olmadı, elinde imkanlar varken bir şey yapmayanlar utansın. Yapılan işin önemi anlaşılmaya başlanıldı, bunu nerden anlıyoruz, alet görmek isteyenlerden, meraklandılar::))
Sonuçta gelinen noktaya benim hayallerimin gerçek olmasıyla ulaşıldı, arıcı ülkesinde yapılmış bir dölleme aleti seyredebiliyorsa,kullanabiliyorsa, şimdiye kadar bunlar neden olmadı diye kendisine sorsun.

Muhteşem abi aslında yaptıklarımız. Yazı içinde sağa sola biraz yüklendiğim için sizden bahsedemedim, siz benim gibi arsız çocuğu oynamıyorsunuz kusura bakmayın.
Aynen tespitine katılıyorum, ülkemizde bir çok kişinin beyninde topallık var.

İlhami abi, paylaşılmayan bilgi mezara gider. Bilgiler ise canlılar içindir ölülere bilgi lazım degil. Bazıları bazen öyle konuşmalar yaparki, hayatta olmaz.Yav her şey hayatta olur, ben hayyatta yemem diyen biri, öldüğündemi yiyor, onun için her şey yaşam üzerine yaratılmış.

Şenol bu yaptığımız yayınlardan hocalkarda etkilenecektir, ana arının 1 hafta sonra felç olması, çalışılan ortamın ne kadar pis oldugunu gösteriyor, bu labaratuvar olsada demekki içeride kullanılan malzemeler steril degil. Yaptıklarımız herkesi gaza getiriyor merak etme. Bu gaz herkesi olumlu yönde etkileyecek, bunun için yıllarca ekip olarak çalışıldı. Sıradan birisi olarak ben bu işi yapabiliyorsam, onlar nasıl kahroluyor bir düşün, başarısızlık acayip koymuştur....

Vecdi abi, çalışınca oluyor, çamur atmayla günü kurtarıyorsun ama yıllarca çamur at at ortada bir şey olmayınca çamurcular ne yapıyor merak ediyorum. Sen birisini devamlı kötülüyorsun ve bir şey ortaya kayamıyorsun, kötülediğin kişide devamlı yükseliyor, bu nasıl iş::))
Adamların düşünceleri hep bozuk, demekki beyinlerinde topallama var::))

Sağlıcakla kalın.

Mirili dedi ki...

Abi selamlar;

İlginç olan bir şeyde ilk kez bu denemeyi yapan Enesin arısı kanatsız Mehmet abinin arısı topal :))

Sonuç olarak yapılanları görmek faydayı görmek ile eşdeğerdir.

Hayırlı günler...

ALİ TÜRK dedi ki...

Mirili Fatih Selamlar.

Bir iş ilk yapıldığında aksaklıklar olabilir::))
Hatta bir atasözü vardı, "acemi şeyden, şey bile korkar" diye, neyse biz onu boş verelim.

Enesin ilk denemesinde bilerek kantsız ana arı kullanıldı, yani hiç umudum yoktu ama işin sonu bomba gibi oldu::))
Enesin ikinci uygulamasında sorun yok, hatta o ana arıdan bir sürü ana arı bile üretildi.

Mehmetin uygulamalrındaki analarda sorun yoktu, sorun bizim arıları taşımamız dolayısı ile uzun süre kafeste bulunan ananın tohumlandıktan sonra sebest bırakıldığında arıların stresten uzak tutulması gerekiyordu, bizde kolonileri taşıdık ve işçiler ana arıyı sıkıştırıp sakalar veya öldürür, bize her iki durumda meydana geldi.Hem anaları öldürdüler, birisinide sakatladılar.
Biz burada ilginç olanları paylaşyoruz, geri planda ki her şeyi şimdilik deşifre etmek istemiyorum....
Çok rahat olduğumuzu söyleyebilirim, acayip bir saf sürüsüne sahibim, safların performansı şimdilik iyi::))
Henüz bu işin sezonunu bitirmedik, biz nazar degmesin diye erkekleride göstermiyoz::))


Sağlıcakla kal.

sadri48 dedi ki...

Sevgili Ali kardeş,

Önce bedava ders verme bunlar değerli bilgiler, herkes yaparsa arı kirliliği olur demişti o hoca onun için ucuz verme demişti.
Dediğin gibi çok yol katedildi ama doktor ve ben gibi çırakların olduğundan hiç bahsetmemişsin çok üzüldüm. Öyle değilmi doktorcum.
Beni görenler bu aleti yaptığım için beni tebrik ediyorlar bende tebrikleri bizim için kabul ediyorum,Ben belki toprak belki yağmur belki su veya gübre olabilirim ürünün yetişmesinde ama TOHUM sensin. Tohumsuz tarım olmaz, ha siz belki toprağı değiştirir gübreyi artırır, verimi çoğaltabilirsiniz ancak tohumsuz hiç bir şey olmaz.
TÜRKİYE'mde bunu başarma mutluluğuna eriştim ancak sen olduğun için.
Merakının ve başarılarının devam etmesi dileğiyle.
Sadri Demircioğlu

ALİ TÜRK dedi ki...

Sadri abi, Muhteşem abiye verdiğim cevapta neden sizden bahsetmediğimi yazdım,paylaşımda bu işi herkes yapamaz, diyenlere meydan okuyorum, ben bir yerlere yüklenirken arkadaşlarımın benim yanımda zarar görmesini istemiyorum dedim. Diğer platformlarda bu işi başlattık noktayı Sadri abi koydu hep demişimdir, senin bizde çok hakkın oldugunu biliyoruz. Ayrıca blogumda sana ulaşabilsinler diye fotografına link verdim, senin kenardaki fotonu tıkladıklarında aleti tanıttığın haberine ve telefon numarana ulaşıyorlar.

Biz bu çalışmaları yaparken bize gülenler, gelinen noktayı gördüklerinde umarım mahcup olurlar tabiki yüzleri varsa.Biz yıllarca ne çalışmalar yaptık ne araştırmalar yaptık, ne başarısızlıklar yaşadık ama yılmadık.
Bu gün sıradan insanlar, suni dölleme aleti peşine düşmüş ise, bunda bizim başarımız vardır, biz başarısız olsaydık kimse bu işin bu kadar kolay olduğunu bilmeyecekti, kolay derken o kadarda kolay olmadığını işe girişenler görecektir.

Birde buralara biz bilgilerimizi paylaşarak gelmedikmi, biz bilgilerimizi saklasaydık böyle bir eser ortaya çıkarmıydı.........

Bizde seninle gurur duyuyoruz, Ülkemizde suni dölleme aletini ilk yaparak bir numara oldun, dünyadada sayılı tohumlama aleti yapanlar arasına girdin, böyle bir şeye kim sevinip övünmezki.

Sağlıcakla kal