5.11.2012

ARICI GÖZÜYLE, GEZİ NASIL OLUR?


Allahtan hayırlısı, kalfada bu hafta güle takmış, ben ise çiçege::))
Arıcılık için bölgemizde sezon bitmek üzere, dolayısı ile işler bitti denilebilir. İş yoksa ne yapılır, iş arıyoruz. Şöyle bayram tatili ile öbür haftayı birleştirmek için 4 gün daha izin alıyorum, 12 gün boşa çıkıyoruz. Önce memleketim Niğde Bor Balcı köyüne gidiyorum. Köyde sadece Annem  var, birde babamın mezarı....
Dünya kadar anılarım burada başladı ve devam ediyor. Gözlerimi dünyaya açtığım köyümde yim, bazen hanım sorar buranın neresini beğeniyorsun, her taraf dağ taş der.
Bülbül kafeste vatanım vatanım diye dertli dertli ötermiş, diyorlar ki serbest bırakalım, serbest kalan bülbül,  gidip dikenli gül dalına konmuş. Herkesin vatan anlayışı ve sevgisi farklı.
Ben bir çok yer gezdim. İnsanın doğup büyüdüğü yerin önemi başkadır, belkide geçmişte yaşadıklarının hatırına, geçmişindeki yerlere özlem duyulur.
Köye geldim Annemle hoş beş bayramlaşma derken biraz uzandım, uyandığım gibi bahçeyi ve civara bir göz atıyorum. Resimdeki çiçeğe arı konuyordu, polen bile topluyor.
Bahçemizdeki oğul otu. Bu otu memleketimizde yaşatmak için bir kaç sene uğraştım, ot bile istedikleri az veya fazla olursa bu dünyaya tutunamıyor.  Aşırı güneş almayan yerleri seviyor, bir yerde yetiştiğinde ise sürekli dökülen tohumlarından yeniden filizleniyor.
Şebin cinsi ceviz, hayatımızın her alanında ırk ve cins önemli. Ben fidancıya iklimi anlattım, size yavuz ve şebin uyar demişti. Ülkemizin önemli damızlık cevizlerinden. Tabi bir sürüde değişik iklimlere göre damızlık ırk var, siz şimdi bir ırkı ülkeye dayatırsanız, verimlerin acayip düşmesine neden olursunuz, bu cinslerin verimliliği herkesçe kabul ediliyor ama ülkenin her yerine uyup uymadığını çiftçiler bilir.
Bahçede son bahar olmasına rağmen hala fidesinde acur vardı, afiyetle götürdüm, mutlu acur::))
Köyümüzün mezarına bitişiğiz, yani evimizle mezarlık arasında 2-3 metre bir gidiş geliş yolu var. Herkesin eninde sonunda gelip, mahşere kadar bekleyeceği geçiş yeri, mezarlıklardan hesap verilecek alana insanların koşarak gideceği bildirilmekte, tabiki dinimizce, inanmayanlar inanmasın. Bir başka açıklama ise tüm köye komşuyuz herkesi şimdilik ağırlıyoruz, cenaze geldiğinde mutlaka bizim kazma ve küreklerimiz kullanılır, su isteyene su veririz. Eskiden bu gözle bakmıyordum, insan yaşlandıkça bakış açıları değişiyor.
Köyümüz kıraç, dağ taş gün dönümünde sap sarı olur. Bu görünen tepeyi her sabah ziyaret etmek zorundaydık, çocuksun, ineklerimiz var, okula gitmeden hayvanları bu tepenin arkasına bırakıp geleceksin, sütlü çorbamız vardı adına da aş derlerdi, aşı içip, bezden boyuna asılan çantayı kaptığımız gibi okula. Zaten mezarın öbür ucu okul yakın yani. Şimdi oğlumu alt kata bakkala ekmek almaya yollayamıyorum, devire bakın, ne hallere düştük. Biz çocukken sabah sabah en az 4-5 km yol yapıyorduk, gençlik 50 metre gidip ekmek almıyor::((
Köyümüzün doğu tarafı. Köy dik yamaçların ortasında bu yamacı eskiden yarım saatte geçip arkalara kilometrelerce gidiyordum. Bu görünen rampayı artık iki saatte zor geçiyorum, oda zikzak çize çize, eskiden direk çıkardım. Resimde yatık duruyor ama bayağı diktir.
Annem yarına hava bozabilir, yağmur gelecek diyorlar, arılara bir bak diyor, bende iki arının nesine bakılacak diyorum.  Defalarca üsteledi, sonunda dedim şunu aradan çıkartayım bir rahatlasın. Bir kaç kişiye söylemiş, kimse ilgilenmemiş.
Aslında biraz oyalanmanın sebebi akşamı bekliyordum, varroa için duman aldım, akşam üzeri hepsini bir arada yapayım istiyordum, ama olmayacak, ilacı geç vakit veririz deyip körüğü yaktık.
Arılardan birisi saldırgan fakat hangisi unuttum.
Birisini açtım anayı arıyorum, ana arı sakat ve arılar bunun farkında. Bu arının videosu var, nasıl olmuş bilmiyorum, ana arının sol 2 ayağı kopuk, solda tek sağda 3 ayak var. Koloni bundan olsa gerek bayağı zayıf, ve işçiler anasız gibi inliyordu. Annem ise yandaki kovanda fazla ana arı yok mu? oradan al buna ver diyor.
Anne her kovanda tek kraliçe var diyorum.
Yanımda bir kraliçe götürmediğime acayip pişman oldum. Bu kovanlar babam rahmetliden 2003 yılda kalan tek kovanın oğulları. Defalarca satın almak isteyenler oldu, çok iyi paralara kovanları vermedik, babamın hatırası yaşasın diyorum. Irkı ne olduğu belli değil, her yıl kovan başı bir iki çıta bal alırız. Verim filan düşündüğümüz yok, bir kovanın iki ayrı oğulu birisi sakin birisi çılgın. Bu sakat ana arı bahara inşallah çıkar, yoksa kovan sönecek. Öbür kovan 5-6 çıta ful arılı ve hiç yavrusu yoktu, kapalı yavrusu olsaydı zayıfa verecektim. Kısmet artık, yolumuz düşerse her  ana arısını değişeceğim.
Sakin arıda maskeyi açıyorum, öteki maskeliyken bile 5 yerimden soktu. Birde zayıf olmasa beni yiyecek. İki kovana ikişer litre invert şurup verdim, kuvvetli kovan hala bir yerlerden bal getiriyor. Resim annem tarafından çekildi, 4-5 resim birbirinin kopyası, buna da şükür.
Malzemelerin olduğu yerleri karıştırıyorum, hakiki deri körük::)) Babam yetenekli birisi idi, elinden her iş gelirdi. Birde ne yaparsan beğenmezdi, ile kendisi yapacak. Yıllar öncesi tamir ettiği körük hala bir kenarda duruyor. Kullanmaya kıyamıyorum........ Bir taş duvar yaparken seyretseniz hasta olurdunuz, taşı yerine belki kırk sefer çevirip koyacak, taş oturmuyorsa şişirme kesinlikle olmaz, ya taşı kırıp oraya ayarlardı, yada atardı bu ne biçin taş diye::))
Babam tarafından ben bebekken yaptığı beşik. Yani 48 yıl öncesi elleriyle yapmış. Benim beşiğim, benden sonra 9 kardeşim bu beşikte büyümüşler, daha sonra babamın torunların  bazıları bu beşikte büyüdü. Şimdi ise beşik perişan ve bir çok yeri kırık olarak milizlik dediğimiz arılıkta yok olacağı zamanı bekliyor. 48 Yıl öncesi, bu beşikte anneme ne terörler estirmiş im, felaket yaramaz olduğumu söyler.
Bahçemizdeki ayvalar, bu yılda güzel verim vermişler. İzmit'ten fidelerini gönderdiğimde köyde ayva olmaz, birde bu kazıklar tutar mı? diye babam bana kızmış, tabi yanında olmadığım için birazda sektirmiş be. Daha sonra bana demişti ki, ayva kadar arsız ağaç görmedim, acayip tuttular.........
Akşam üzeri arılara 5 şer körük dumanı verdim, yani amitraz içerikli mücadele. Ertesi sabah acayip varroa dökülmüş. İşin garibi saldırgan arı zaten zayıf, zayıf arıda daha çok varroa varmış.
Ertesi gün üçer duman daha verdim, Anneme tembihledim, kovanın birisinde yavru var, o kovana köyden ayrılmadan, arıların uçtuğu bir gün üç duman daha ver. Aslında kapalı yavru olmasaydı işlem tamamdı.
Resimdeki arıların birisinde varroa var. Düşürmek için çırpınıyor.
Köyümüzün üzümleri, geçmişte yiyecek içecek o kadar kıt ki, az yani,  üzüm kışın pekmez olarak değerlendiiliyordu, şimdi ise kıymeti yok, 10 kilo üzümden bir kilo zor koyu pekmez çıkar.
Bu üzümlerin üzerini annem naylonla kapatmış, sarıca arılar naylondan bile geçip, bazı üzüm tanelerini parçalıyor.
Köyde ikinci günüm ve dağlara çıkacağım. Köyün yamacındayım.
Buraya gelene kadar defalarca dinlendim. Birde dikine gidemiyorum, çapraza gidip, zikzaklarla dağı aşmalıyım.
Dağda alıçlar başladı, bir sefer tavşan kalktı çok uzak, tamda net görememiştim. Bir yerde telefon geldi baktım Vecdi abi arıyor. Oturdum konuşuyoruz, bir baktım tavşan tın tın gidiyor, gene uzak, durduğu yere vardım ama nefes nefeseyim. Tek kişiyle zaten tavşan avı olmaz, akşama kadar döner durursun. Bayağı bir alıç topladım, her yıl bu kadar olmazdı.
Kırmızı alıçlar daha güzel ve iri, bol olunca irileri alıp, küçükleri kurda kuşa bıraktım, bu adaleti, Zaim abiden öğrenmişim::))
Kelankavu yaylasındayım. Birisinin bahçesi var, armutları kurumuş, cevizler çırpılmış, ama iğdeler yıkılıyor, kimse toplamamış, bende bir tane iğde yedim, başka almadım. Adamın susuzken iflahını kesiyor.
Yabanı erikler olmaya başlamış, kimse yüzüne bakmıyor.
Örmez dediğimiz bir dikenli bitki, geven le genelde aynı yerlerde yetişir.
Örmez çiçeği, bu kuraklıkta hala çiçekli örmez'ler vardı.
Bir geven türü, bununda çiçekleri var.
Bir başka geven türü, pisi geveni deriz.
Geven tepe dediğimiz tepe. Genelde tüm dağlarımızda geven var, fakat bunun ismi zamanı da geven tepe konmuş.
Hedef 8-10 km dolaşmak ama adam bitiyor. Geçmişte köyün civarında  daire çizerdim, şimdi sadece o dairenin en dış noktasına gidip geri gelemiyorum. Buda şu demek, eskiden gezdiğim yerin sadece %20 si ancak geziliyor, %80 fire var.
İri alıç buldum mu topluyorum yiyorum ve dinleniyorum. İnsanın gözü doymuyor, gönül çok uzaklara gitmek istiyor ama makine yürümedi mi ne yapacak?::((
Ana, oda ne? Sürüden ayrılmış koyun hayvanı.
Genelde bu tür hayvanlar kurda denk geldi mi iyi yem olur.
Hayvan öyle şanslı ki benim gibi çobanın eline düştü.
Sürü kalabalık ise çoban az sayıda eksilmeyi fark edemez., az sayıda hayvanı olan her akşam malını sayar ve eksiğini aramaya başlar.
Kalabalık bir sürüden geride kalmış kaç gündür burada belli değil. Epeydir burada olduğu belli, normalde koyun pin pirik hayvandır kolay kolay su içmez, suya elinize batırın, içmez, onun için koyunların suyu genelde devir daimli olur, fazlalık akıp gider. Yada sürü suya yanaştığında havuzlar doldurulur, kuyulardan. Koyun baştan bana yaklaşmadı, çantamdaki pidenin çeyreğini yedirdim, küçük parçalar kopartıp attım, oda yavaş yavaş bana yaklaştı. Taze biber verdim, derken iyice kaynaştık, çoban ile koyunun kaynaşması::))
Koyun sürüden ayrıldığında başka hayvanlar gibi evine veya yerine gidemez. Günlerce sağ kalırsa bulunduğu yerde döner durur, bir başka sürü gelirse ona karışır gibi. Bu koyun susuz diye avucuma su döktüm, elimden içti. Baktım susuz, ve elimden su ziyan oluyor, bir poşeti boşa çıkarttım ve yalak yaptım tabiri yerindeyse, suyumun büyük bölümünü koyunla paylaştım.
Yanmış mübarek hayvan. Ağzı var dili yok derler.
Versem suyun hepsini götürecek, buna şükret diyorum ama hayvanlar genelde anlamazlar, ama çobanlar hayvanları genelde anlar::))
Bir buçuk litre suyumun bir litresi gitti, zaten 2 litre suyla dağa çıkmıştım. Buraya kadar yarım litre suyu ben bitirmiştim. Daha öğlen yemeği yeyip,  közde çay demleyeceğim.
Köyünde birini aradım filan yerde sürüden ayrılmış bir koyun var, bu civara kim gelir, bana dönecekti, cevap gelmedi, Gebze de amca oğlunu aradım, filan yerde tek koyun buldum kelankavuya kim gelir, derken çobanlarla irtibat kurduk, koyunun yerini tarif ettim koordinatlar verildi.
Birde uzaktan gözüksün diye, ağacın birisine poşet bağladım.
Koyuna veda edip daha ileriye devam ettim.
Beş kat dediğimiz yaylanın altında harman seki var, orada öğlen yemeğimi yiyeceğim.
Azığı çıkartıyorum, ana  menüde et var. Nereden tanıştık Allah iyiliğini versin, başımıza bir doktor musallat oldu, yediğimize içtiğimize karışıyor. Et yağsız olsun yok tuzsuz olsun, tuzu olmayan et nasıl yenir?
Köz oldu, etleri çöp şişe geçirmişim::)) Tam çoban işi, kontrolden çıkmadan karnımızı doyuracağız.
Bahçemizden üzüm, maydanoz, domates, soğan, ve kurban eti. Pideyi de közün üstüne az atıyorsunuz, ne kokuyor........
Su sıkıntısından dolayı genede, közde demlenmiş, iki bardak çay içtim. Her şey ne kadarda doğal::))
Ormanda en büyük sorun yangındır. Onun için ateş yakmamak gerekiyor, yakılacak sa ateş yakılacak yerde olayı fitilleyecek bir şey bırakmamak gerekiyor. Ocak belirlendi mi, etrafı taş ile çevrilmeli, etraftaki otlar temizlenmeli, ve kesinlikle ateşin başından ayrılmıyoruz. İlk etap çok tehlikeli olur, sonrası o kadar tehlike içermez, ateşin yanından ayrılırken mutlaka ateş su ile söndürülmeli, su yoksa közleri toprakla kapatıp, üzerini taşla örtmek gerekiyor. Ocak ateşinin öncesiyle sonrasının burada resimleri var.
Bahçemizde 5-6 tane ceviz ağacı var, iki tanesinin ırkı belli gerisi, düşen cevizlerden çıkmış. Düşen cevizlerden bazen tek tük iyi ceviz çıkıyor ama geneli piç olur ve cevizi küçük oluyor, kırarsınız içini çıkartamazsınız gibi. Yani bir standart yoktur. Elimdeki iri ceviz Yavuz cinsi, küçük olanlar ise yoz, yada piç cevizdir.
Bu elimdeki cevizlerin en soldakileri yavuz, ilerideki iki iri ise Şebin, küçük cevizler ise yoz. Her şeyde ırk önemli, ülkemizde sadece arı konusunda yoz arıları tercih edin, diye telkin edilmekte, bunu anlamakta güçlük çekiyorum, arıcılıkta gelişmiş ülkelerde kesinlikle sıradan arılara izin verilmez, yani saldırgan bir arınız varsa bunun hemen anasını yok edin diyorlar, bizde ise bu işin hastaları var, arı saldırsın ama bal yapmasın önemli değil, adam bununla övünür::)))
Köyde üçüncü günüm ve bu gün öğlen ayrılıyorum. Kovanlara verdiğim şuruplukları almak için arıları açtım, şuruplar bitirilmemişti, anneme hiç bir şey olmaz böyle kalsın dedim, birde çıtalı resmini alalım. Annem ise arı sokarsa çıtayı atarım diyordu::))
Mezarlıktaki yakınlarımla vedalaşmak için mezara daldım. Dedemin mezarının yanında bizim çerkez ağacı dediğimiz ağaç, aslında kokusu, yapışı, meyvesinin rengi tadı aynı Antep fıstığı. Zaten aşılandığında gene Antep fıstığı vermekte. Zaten aşının diğer anlamı gene ıslahtır, yani iyileştirme.
Çerkez ağacının meyvesinin içi.
Çerkez ağacının meyve salkımı, aynı salkımı Antep fıstığı da veriyor.
Köfter. Biz köfter deriz çok kişi pestil olarak bilir, annem bir tepsi yapmış, genelde üzüm pekmezi yapılırken, şıraya nişasta unu katılıp yapılan yiyeceğin adı.
Bor dayım,bizim meşhur bor pazarı, artık üzeri kapatılmış, eskiden açık pazardı.
 
Her kurbanda bir kaç kilo sucuk yaparız, ben kesinlikle hazır sucuk yemiyorum.  Sucukta malzeme önemli, Bor'da sordum en iyi sucuk malzemesini kim satar diye, tarif ettiler, Gebze'de aldığım malzemeyi bir türlü beğenemedim. Birde malzemeler tartılırken video çektim, nasılsa blokta sucuk tarifi haberlerimiz var altına, baharatların oranları ne olacak videodan baksınlar. Bu arada o kadar sucuk yapan olmaya başladı ki bizim sucuk dolum makinası bize artık uğramıyor::))
İhsan Düzenli. Bizim Bor ilçesinin yaklaşık 40 yıldır av malzemesi ve arıcılık malzemelerinde güvenilen isimi derim. İhsan abiyi yaklaşık 6-7 yıldır görmüyordum maşallahı var. Aynen bıraktığım gibi, güler yüzlü ve sevecen, Allah gönlüne göre versin.
Köyümüzün kamyoncusu, minibüsçüsü ve şimdilerde taksicisi, Sabi Duru abimiz. Yılların eskitemediği bir kaptan. Köye girderken, köyden çıkışta da birlikte yolculuk yaptık, beni Niğde'ye bıraktı.
Ertan Eldeş, yıllardır terminalde çalışır. Kendisi akrabam, çok fanatikte Trabzon sporlu, telefonu değiştirmiş yeni numaranın sonu 5161 olmalıymış. Servise kadar bana eşlik edip eşyalarımı taşıdı, sağ olasın akrabam benim.
Her taraf şalgam, yav burası Adana, yanlış mı geldik ne::)) Gerçekten Adana burası.... Bir daha ki paylaşım, biraz turistik olacak. Çok güzel resimlerim var ve hiç bir yerde görmediniz.

6 yorum:

Mehmet Yüksel dedi ki...

Ali abi sanki memleketini gezerken bizleride yanında gezdirmişsin gibi bir paylaşım olmuş çok teşekkürler.
Bütün resimlerin harika çıkmış zevkle takip ettim,tebrikler.
En çok hoşuma giden ama mekanı cennet olsun rahmetli babanın yaptığı hakiki deriden yapılmış körüktü,kıllarına bakılırsa sanırım keçi derisiydi,harika görünüyor.

Daha çok resimlerin olduğunu biliyorum merakla bekliyecez artık,abi sanki belgesel izliyorum gibi oldum ba :)

Selamlar Saygılar.


yusuf şimşak dedi ki...

SLM ...

Sayın Bakanım .

Aldın götürdün bizi...

Kendimi senin erine koydum bir an için , acaip odum.Etler mı desem.cay mı desem bilmiyorum ama orada olmak inanılmazsınız herhalde.

Lakin koyunu beğenmedim .Orman yanar felan diyorsun da ,ben ağaç felan göremedim orta da ::))

Oraları anlamam için senin gözünle bakmam lazım.lakin senin özleminde gençliğinedir.

SLM ve Muhabbetle...

Mirili dedi ki...

Selamünaleyküm;

Abi bu haber hakikaten güzeldi. İnsanın gençliği geçirdiği yerlere olan özlemi başka oluyor.
Resimlerin içinden geçenleri anlatıyor.

Etleri görünce dedim koyun ziyan olmasın sen kes biz alırız dediler diye düşündüm :)) ama sonradan iş anlaşıldı :))

İlk resimdeki çiçeklerin adı kadife çiçeği demek ki arılar başka yerde polen bulamadılar onları yoklamaya başlamışlar. Benim bahçede de var o çiçeklerden ama hiç arılı görmemiştim.

Senin köyde süper tavşan, keklik avları olur.

Ceviz konusunda hala derelerde kargaların ektiği cevizler makbul gerisi işe yaramaz inandıramıyorsun milleti.
Ama pazara gidince aşılı cevizin kilosu 10' dan dere cevizi 5' den gidiyor.

Güzel bir tatil yapmışsın en güzel Annenizin yanına gidebilmeniz.

Herşey gönlünce olsun.

ALİ TÜRK dedi ki...

Mehmet demekki buda bir yetenek, geziyi ben yapıyorum ve yazıyorum, okuyanlar bizde seninle gezdik diyorlar, face de aynı tür yorumlar geldi paylaşıma.
Körüğün derisi dediğin gibi keçi derisi.
Resimlerin bir kısmını sana verdim, ama resim gerçekten çok, 1500 civarı resim almışım, makina ve ipone karışık. Bengendiğine sevindim, zaten yaptıklarımız ekip olarak aynı sayılır.

Aleyküm selam Yusuf. Ne mutlu ben gittiğim yerlere ekibide götürebiliyorum::))
Bir ara sen bana bir şeyler demiştin, ne yazarsan içi dolu oluyor ve sürüklüyor diye, demekki buda benim başka bir özelliğim.
İşin yemek bölümü herkesi ilğilendiriyoru::))
Abi orman göremedin ama oradaki otlar barut gibi, bu ateş bile etrafındaki otları temizlememe rağmen gene bir yol buldu, gidiyordu.
Aynen dediğin gibi, bülbülün vatanı hikayesee döndü, benim gözümle bakmayan dağ taş ve orman bile göremez::))


Mirili köyde olmak güzeldi, iki gece toplam 3 gün durdum diyecegim, gittiğimde öğlendi, dönüşe gene öğlen başladım, tam gün dağlara çıktığım gündü. Sende bu paylaşımı beğenmişin.
Eskiden birisi dağda koyun bulacak vay haline, kurt yese derisini bulurdun, ya iki ayaklı kurt yerse kılını bile bulamazsın.
Köyün dağlarında felaket tavşan gübresi var, sanki koyun sürüsü geçmiş gibi, keklik eskisi kadar yok.
Benim ceviz konusunu işlemem, arıcılıktaki aksaklıklara dikkat çekmek içindir, hiç kimse doğal diye bahçesine yabani erik ekip, bu can eriği diye yiyormu, olgunlaştıgında bile dağ eriklerini yemek mesele::))
Ülkemizde övülen arılar her yıl binlerce ölür, bal dersen hikaye, bir avuç arılar oğul verir, sonra başarı bekle.....

Sağlıcakla kalın.

Hasan ALPEREN dedi ki...

Sayın bakanım göründüğü kadarıyla dolu dolu bir ziyaret yaşamışsın, allah tekrarını nasip etsin.
Eskiden bir koyun sürüden ayrılırsa iki yada dört ayaklı kurtlara kalırdı, hatta nasıl oluyorsa o yıl doğurmamış besili koyununuz varsa bir tanesini mutlaka kurt kapardı:)) zamanımızda artık kurt kalmamış.:))
Alıç meyvesinden bizde de vardı ama öğrendiğime göre her nedense artık ağaçlar meyve vermiyormuş.
Sağlıcakla kalın.

ALİ TÜRK dedi ki...

Hasan abi gerçekten dolu dolu geçti, zaman yetmedi, acayip uzun yolculuk oldu, Gebze den Nigde, Niğde Mersin, Mesinden sonrası evlere Şenlik, Anamurdan Aydıncık, oradan Gülnar, Mut,Karaman, Konya, Akşehir, Afyon Çay, Emirdağ, Bozüyük, Eskişehir, oradan Sakarya, kocaeli ve Gebzeye döndüm. Her yerde durduk 16 saat otobüs yolculuğu yaptım::))

Eskiden bizde de kaybolan koyun bir daha bulunmazdı, her türlüm kurt var memlekette::)

Alıç bizde de her sene vermez, iklimle alakalı diye düşünüyorum, tam çiçeklenme zamanında soğuk vurabiliyor, yıllarca meyva olmuyor.
Sizde sağlıcakla kalın.