20.09.2016

BAYRAM TATİLİ, BAĞ BOZUMU, PEKMEZ KAYNATMAK, AVCILIK VE ARICILIĞA DÖNÜŞ :)

 Kurban bayramının birinci günü kurbanımızı kesip, akşam memlekete gitmek için yollara düştük.
Köyde annem yalnız, bağımız var, bağ bozulacak, pekmez yapılacak.
Anneme göre bağda üzüm yok her sene aynısını dir :))
Niğde yöresine ait bir söylem var, "din, din, dimedim din"...

Bir tona yakın üzüm topladık, güya üzüm yoktu benim arabayla olmayan üzümü getirecektik sonradan nakliyeci çağırmak zorunda kaldım.

Bu esnada annem biraz rahatsız halim yok diyordu, bir kaç gündür yemek yemiyor, kusuyor ve aşırı terleme var bağ bozumuna götürmedim diye bana kızdı :(

Bağ bozumu akşamı üzüm çiğnenmesi lazım annem ise hasta birini bulayım diyorum o bilmez o yapamaz, bir sürü itiraz, peşinden geceyi hastanede geçirdik, serum verdiler ertesi gün kendisine geldi ve üzüm çiğnendi ve artık pekmez yapımına geçildi.

Yolculuk esnasında biladerim bir anısını anlattı aklıma geldikçe gülüyoruz belki bizde bazı şeylere bu açılardan bakıyoruz.
Biladerin birisi halı yıkamacı, bayrama bir kaç gün kala piyasadan halı almazlar, toplanan halılar yıkanır kurutulur ve teslim edilir.
Bayanın birisi bayrama bir gün kala halı yıkatmak istiyor bizimkide diyor ki halı almıyoruz, bayramda tatile çıkıyorum demiş.
İlginç olan ise telefon kapanmadan kadın söyleniyormuş man bide tatile gidiyorlarmış filan diye hayıflanmış, halı yıkamacı sanki kunta kinte...
Olayı duyan başka bir halı yıkamacıda kurbanda keseceğiz deseydin diye takılıyordu.

Bizde o hesap bayramda tatile çıktık anamız ağladı :)


 Bu resimler köydeki üzümlerin hala tam olgun değiller, köy ile ovadaki bağın arası 3 km ama acayip sıcaklık farkı oluyor.
 Bayramın birinci gecesi yoldayız sabah ilçemiz Bor'a vardık, öğleden sonra ise bağ bozmaya bağımıza daldık.
 Bu yıl çok sıcak olmuş ve üzümler dalında solmaya başlamıştı, hatta dalında kuruyan üzümler bile vardı.

 Gezimize üç Gebzeli iştirak etti. Hem geçip hemde av yapacaklardı. Melih Kıyak.
 Tayfun Alboğa, Şileli.
 Oğlum Furkan Emre...
Bağ bozarken yanan ırgata karpuz ikramı yapıldı, bağın ağasıda ben oluyorum, rahmetli babamın şalvarı hala işe yarıyor.
 ovada acayip sıcaklık vardı. Aramızdaki diğer misafir Sinan Koç.



 Şarapana dediğimiz tahta havuzda, çuvala doldurulan üzümler çiğneniyor.
Şarapana annemin dedesinden kalma, dede 105 yaşında ölmüştü, en az bu tahta havuz 150 yıllık ve hala 150 yıllık teknoloji ile üzüm suyu çıkartılmaya devam ediliyor.
 Üzüm suyu bir hereniye akıyor hereniye iki tas pekmez toprağı atılıyor, buradan aktarılan üzüm suyu yaklaşık 100 litre alan kazanlara alınıyor, her kazanda ayriyeten bir pekmez tası gene toprak var.
 Oldukça zahmetli bir iş ve getirisi yok, sırf babamızın malı batmasın diye uğraş vermekteyiz.
Sulaması kazması budamazı bağ bozumu ve nakliyesi 1500 lira tutuyıor yıllık, kendi emeklerimiz içinde yok, sadece yapamadığımız işlere verilen para bu ve bana düşen pekmez 5 kiloluk pet şişe.
 Kazan dediğim yukarıda 100 litre filan diyorum fazlada alabilir. Üzüm suyu bu kazanda 5-6 saat dinleniyor.

 Dinlenen su, hereni denilen yayvan tavaya alınıyor bu kap bir kazan suyu alabiliyor.
Burada üzüm suyu şıraya dönüşüyor.
Bir saat filan kaynayan üzüm suyu tekrar dinlendirilmek üzere kazana alınıyor, benim anladığım bu dinlendirme de şıradan toprak ayrılıyor.
Aynı şıra, bir kaç saat sonra yeniden bu kazana alınıp pekmez olana kadar kaynatılıyor bu işlen 3-4 saat sürmekte.
 Üzüm suyunun şıraya dönüşmesi aşamasında sürekli topraklı şıra taşıyor taşmaması için sürekli karıştırmak ve ateşi bir ayarda tutmak gerekiyor. Kevgirle köpük alındığında artık kolay kolay taşmıyor.
 Dolu kazan bu seviyeye geldiğinde pekmez olmuş demektir, bir kaç incelemeden sonra kazandaki pekmez boş temiz kazanlara alınıyor, bu esnada her tuırda kazanlar sıfırdan yıkanmakta. Hiç halim yok diyen annem bu işlerin altından kalkıyor birde ertesi gün komşunun pekmezini yapmaya gitmiş :(
Laf dinlemiyor, ne dirsek boşuna :)

 Bir üstteki pekmeze kavun kabuğu attık, süper reçel olur, elma ayva da atılabilir.
İki tur pekmez yapıldı ve sonuç bir kazan pekmez ile dolmadı.
Bağ bozuldu bahçedeki armutlar bozulacakmış hemen bozalım.
Bir tane deveci armudu vardı bu yıl çok az verdi ama sonradan çiçek açmış, şimdi üzerinde bir sürü böyle çiçekli meyveleri var. Kışa nasıl yetiştirecek bilmem.
Deveci armudu, hala olmamış.
Bizim yöremize ait bir armut olduğu zaman düşer yumurta nasıl tavaya yayılırsa buda yere yayılır.
Yörede adı güp düşen armudu diye bilinir.
Çocukken bağlardan yabani armut getirip aşılamıştım.
Çok tatlı ve lezzetlidir.
Bu yıl armutlar oldukça iyiydi, 6 kasa armut topladık.
Cevizler daha bir ayda ancak dökülmeye başlar cevizlere dokunmadık, üçde ceviz ağacımız var.
 Pekmezden sonra tandırdaki közde, üzlük dediğimiz küçük küp ile kemikli et istedim.

 Köz kürekle yarılır, hazırlanan üzlük (küçük küp) ateşin ortasına yerleştirilir...
 Kapağı kapatılır ve kürekle etrafındaki közle doldurulan üzlükte pişirnme işlemi en az 3 saat sürer.
Tam piştiğinde etler kemikten ayrılır, suyu ile tirit yapılır.
 Hiç tirit bilmeyenler varmış acayip hoşlarına gitti.
İşleri bitirdik artık yaylalara gitme zamanı ve av başlasın....
Yaylaya çıkarken yağmurda peşimizden geldi.
Köyden, yaylaya hareket zamanı.
Beş kat resmin sağındaki dağlık alan ve üzerinde büyük bir düzlük var, düzlük yayladır, canavarcının yaylası.
Operasyon başlıyor...
Ekip hazır...
 Beşkat yaylası, arka taraf 5 sıra dağ var, adı beşkat.
Solda canavarcının Ramazan, yayla evleri ve ağılları.
Bu resim yayladaki ikinci gün çekildi, hava bir gün öncesine göre çok iyi idi. Yayla sahibi canavarcının oğlu Ramazan, kar yağana kadar sürü burada kalacak dedi.
Yaylaya ilk çıktığımız akşam yağmur ve soğuk bastırdı.
 5 Kat dediğimiz yayladayız, burası 2000 rakım ve 25 dereceden 14 dereceye düştü akşamleyin ve halimiz bu.
Sabahleyin kalktık donuyoruz, yazın ortasındasın şu hale bakın. Sis duman ve soğuk.

Sabah 7 civarındaki durum, gece 5 dereceyi gördük.
Sis duman yürüdü, bizde daha yükseklere doğru yürüdük.
 Arazimiz çok zorlu, insanlarımızda öyledir. Lokman hekimin bir eserinde insanların mizacını doğa koşulları ve yaşadıkları yöreler belirler yazıyordu, bunu biraz inceledim çok doğru. Yumuşak iklimde yaşayan kişilerin karakteri daha yumuşak oluyor diyordu, bu cildinizi bile etkiliyor, bizdeki insanların eli törpü gibi..
 Adım sayarda 26 bin adım saymışlar, bu şartlarda bu kadar nasıl gezdik anlamıyorum, üç gün sonra eve geldiğimizde herkes haşat olmuştu :)
 Bazılarına göre eziyet biz ise bu zorluklara can atıyoruz.
 Birinci gün av yok, menüde domates soğan biber ve yufka ekmeği var.
 İkinci gün ise güveç yaptık...
 Gece gece aç karna güveç beklemek dayanılmaz...
 Güveç bekliyorlar...
Güveç soğumadı, 5 litrelik ped şişeyi kesip tepsi yaptık.
 Drahtaar av köpeklerimiz vilma, çocukları beti ile barni. Barni çok iyiydi daha yavrular 11 aylık.
Anne ve kızı, vilma ve beti...
B arni babasına benziyor, babası biraz daha pikopattı, bir hafta önce Şilede çoban köpeklerine kafa tutmuş boğmuşlar, bir daha eve gelmemiş, daha sonra ölüsünü bulmuş.

 Yaylada sabah, sıcaklık 6 derece...
 Beşkat kayadibi tesislerinde serpme kahvaltı...
 Vilma etrafı izleyip koku alıyor.
 Alıçlar tam olmamış, ama bir poşet topladım.



Son gün akşam yemeği süperdi kişi başına birer kuş yedik ...
Av dönüşü milletin hali :)
Biz hariç misafirlerin hepsinin ayak altları su topladı. Topuklarda vuruk ve yaralar var.
Biz buranın ekotipi olduğumuz için ayaklarda sorun yok.

 Ramazan bayramında götürdüğüm fidanlardan sadece fernor ceviz tutmamış ikinci fernorda tutmadı. badem, dut, ovaz,çekirdeksiz üzüm, şekerpare ve Ankara armudu tutmuş.
 çekirdeksiz üzüm.
Köyden çıkarken bizim hısım, ovadan evine gidiyordu, Zaloğlu Rüstem...
Dönüşte akrabamız emniyet teşkilatında görevli olan Oktay'ı ziyaret edip, kürkçü dükkanına geri döndük.
Bu yıl istediğim gibi değilim, yapılacak işleri sürekli aksatmaya başladım, yarın yaparım, yarın oluyor sonra yaparım. Acayip bir iş yorgunluğu vardı. Bu gezide arılarım sanki yokmuş gibi hiç aklıma gelmediler, telefonu da gezi süresince açmadım dünyadan koptuk yani.
Şimdi gene başa döndük bir kaç gün izin alıp, şu kutuları bir ortadan kaldırmam gerekiyor, hala 200 kutu var elden geçip birleşecek, 50 tane kutuyu kışlatmayı düşünüyorum baharda 50 kutu demek 200 yavrulu çıta demek.
Kutulardaki anaların büyük bölümü f2, ben ana arıyı aldın kutu kendisi ana arı üretti.
Bu yıl kendime yeni standartlar koydum, bekleyen f1 ana arıların, sol kanadını kesiyorum.
Ne olduğu belli olmayan ana arıların çift kanat uçları kesiyorum.
Suni tohumlamaya aldıklarımın sağ kanat kesiliyor, bu acayip işe yaradı. Tohumladığım anaları bazen unutuyorum, bir bakıyorsun kutuda saf buluyorsun :)
2 Saf tohumlandığı kutuyu terk edip başka kutuda yumurtaya başladı, bunlar acayip bilgiler olarak envanterimize girdiler, kanat kesiminden sonuçları çıkartıyoruz.
Kutuda yumurtaya başlayan anaların kanatları kesmezseniz terk fazla oluyor.
Bir kısmı birleştirilip, bölme olarak kışa sokacağım.
Acil bir çağrı var, yiyeceğimiz keçi çok yaramazlık yapıyormuş, Erol abi az daha sabır geliyoruz.
Yakın bir zamanda keçi davetine icabet edeceğiz inşallah. Söylediğimiz espiriler bile gerçek oluyor. Keçi diye diye her taraf keçi doldu :)

3 yorum:

muhteşem turunç dedi ki...

sevgili ustam
Senle beraber sanki bende bağ bozdum ve pekmez yaptım:))
Yalnız o kadar üzümden bu kadar pekmez çıkıyorsa vayki pekmezcilere vay... Şarapana dediğin o tahta havuz antikadır iyi sahip çıkasın ona. Ayrıca üzüm şırasını bu kadar kaynatıyorsun da bu üzüm suyundaki fruktozdan HMF oluşmuyormu:))) aslında tarih boyunca pekmez hep bu yöntemle yapılmış ve bu durum HMF cilerin tezini çürütmeye bence yeterlidir. Ama gel görki kapitalizmin kör ola illa sanayi tipi invert şurubu bize satacak bunun içinde HMF diyecek. Desin bakalım.
26000 adım dediğin nedirki bea:)) benim cep telefonumda var adım ölçer ben günde 10 000 adımı hemen hemen her gün geçiyorum. Ahh ah bir müsait zamanda ben size avcılık atıcılık nedir bir yol uygulamalı göstermem lazım :)))Onca resim içinde o merkep sırtındaki amcamın keyfine bittim imrendim ne dersen de...
Kal sağlıcakla.

Ali Türk dedi ki...

Muhteşem abi kornerden bağ bozmak yok geleceksin bağın başına :)
Tarımın her tarafı böyle, üreticilerin edide hep aynı, yapılan masrafı alamazsın, hep bir dahaki seneye diye ömrünü bitiriyorsun.

HMF hep bizemi var onu anlamadım, bizim inverte karşı çıkıyorlardı, arıları kışın birlikte aç bıraktık videosu yayında, aç kalan arılara yüksek ısıda yapılan invert verdik kış boyu, bu nasıl bir zararsa arı ölmedi aksine güçlendi.Bu deneyi başka şuruplarla yapanlar mat oldular.
Şimdi fabrika bile invert şurup yazmaya başladı, şeker pancardan ayrılırken düşük ısıylamı ayrılıyor acaba...
Pekmezi ısıtmadan bir yapsınlar bakalım HMF siz :)

Av konusunda Halep oradaysa aşın gebzede hemen gel bir avcılık atıcılık öğretiver :)
Senin imrendiğin şeyden bizim Rüstem ağa bıkmıştır.

Sağlıcakla kal.

davut kolsuz dedi ki...

Ali abi selamlar nörüyon iyi bir gezi olmuş hem hasret giderdin hemde anilarina yenisini ekledin maşallah allah nazardan saklasin. Cevizler açti haberin ola